Çocuklardan bir çocuk, 8 yaşında bir kız çocuğu olan Narin’in kayboluşu ve ertesinde yaşananlar bu ülkenin iyi, dürüst, vicdanlı ve onurlu insanları için ağır geldi. kayıp duygusu, ellerimizden akıp giden hayatların omuzlarımıza yüklediği bu ağır yük altında ezilirken ve Narin’in pırıl pırıl bakışlarında köy enstitülerini düşündüm. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını hatırlayalım. Narin’in annesi, babası, dedesi, nenesi ve daha önceki kuşak Cumhuriyet aydınlanmasını kırsala, köye, köy çocuklarına taşıyan Köy Enstitüleri ile buluşsalardı ne olurdu? “1944-1954 yılları arasında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde on yıl hizmet veren Dicle Köy Enstitüsü, bu süre zarfında başta Diyarbakır olmak üzere, bölge vilayetlerindeki köy çocuklarına eğitim hizmeti vermiştir.” Baktım haritadan, Ergani ile Bağlar arası 71,4 km imiş. Altı üstü bir saatlik yol anlayacağınız.
Enstitüler 1940 yılında açılır, başta on dört yerde kurulan enstitüler 1954’e değin yirmi bire çıkar. Buralardan yirmi binin üzerinde öğretmen ve sağlık memuru yetiştirilir. Enstitüler Cumhuriyet’in kuruluş ve yerleşme sürecini taçlandıracak bir eğitim modeli idi. Bu sistemsel ihtiyaç köy çocuklarının önünü açtı. Yolu enstitülerden geçen o çocuklar öyle güzel büyüdüler, öyle iyi, nitelikli, eşitlikçi ve beceri temelli bir eğitim aldılar ki Türkiye’nin 60’lardaki aydınlanmasında önemli paya sahip oldular. Elbette geriye dönüp bakıldığında 1930’lı yıllar boyunca yoğunlaşan toprak reformu tartışmaları ile bunları hayata geçirmeye ve kırsaldaki yapısal ilişkileri dönüştürmeye dönük utangaçça hamleler başarılı olamadı. Bugüne uzanan ağalık sistemi; erkin toprak, siyaset ve para eliyle yerelliklerde yeniden üretilmesi baki kaldı. Mikro iktidar alanları ile büyük sisteme bağlanan yapı, kendi ağalarını üretti, kirli ilişkiler, karanlık oyunlar altında ezilen yazık ki yine “kimsesi” olmayan halk oldu.
Narin’in annesi, anneannesi, babası, dedesi bir yerlerde eşitlikçi, nitelikli ve bilimsel bir eğitim alsalardı örneğin, tarikat-cemaat cenderesi yerine kendilerini geliştirecek, kendilerini üretecek, özgür kararlarını verebilecek toplumsal ve ekonomik ilişkilere sahip olsalardı, gökyüzünü konuşsalardı, şiir yazsalardı, çocuk doğursalar ve onları sevgiyle, güvenle, iyilikle yetiştirebilecekleri bir ülkede yaşasalardı mesela… Peki, köy okulları ne zaman ve niye kapatıldı? Çok uzak bir geçmiş değil köy okullarının kapatılması ile taşımalı sisteme geçilmesi. “1997 yılından bu yana 20 bine yakın köy okulu kapandı, milyonlarca öğrenci okullara taşındı. Türkiye’de 1989 yılından bu yana köy okulları kapatılıyor ve milyonlarca köy öğrencisi yıllardır uzaklardaki okullara taşınıyor.” Neden?