MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
Sokak hayvanlarıyla ilgili düzenlemeler içeren Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edildiğinden beri farklı yerlerden hayvanlara yönelik şiddet, eziyet, işkence haberleri peş peşe geliyor. Türk Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Ejder Akgün Yıldırım, “Şiddet bulaşıcıdır. Şiddetin bir yerde var edilmesi, toplumu şiddet sarmalına sokar” uyarısı yaptı.

Diken’e konuşan Yıldırım, söz konusu yasanın en büyük tehlikesinin şiddeti meşrulaştırması olduğunu söyledi. Böylece yasal bir gerekçeyle yıkıcı yaklaşımın toplumsal yaşamın içinde hayat bulduğunu belirten Yıldırım, şöyle devam etti: “Daha rahat yaşamak için başka yaşamları yok etmek ya da onların yaşam hakkını aşağı saymak tam da tarihsel olarak yıkıcı şiddetin doğduğu ve kendine gerekçe oluşturduğu argüman.”
Yasal zemin sağlanarak hayvanlara yönelik şiddet eylemlerine meşruiyet kazandıran uygulamaların, şiddetin toplum genelinde tüm alanlarda artmasına sebep olabileceğini hatırlatan Yıldırım, şunları söyledi: “Dernek olarak açıklamamızda ifade ettiğimiz gibi sağlıkta, eğitimde yaşanan şiddet olaylarının, kadınlara ve dezavantajlı bireylere yönelik şiddetin önünü alamazken bu tür eylemlerin daha da sıradanlaşmasına sebep olacak adımlar atmak tüm toplumsal yapıya zarar verir.”
Yıkıcı davranışın kabul edilir olması kontrolden çıkarabilir
Saldırganlık davranışının ya da tıbbi adı ile agresyonun farklı tipleri var. Düşmanca ya da antisosyal olarak adlandırılan saldırganlık, suikast, cinayet, dövme ve gangster saldırıları gibi toplum tarafından korkulan, istenmeyen, toplumsal normlar açısından uygun olmayan davranışlar. Bunlar kötücül davranış sınıflaması içinde ele alınıyor.
Diğer taraftan saldırganlığın kabul edilir boyutları da bulunduğunu belirten Yıldırım bunu şöyle anlattı: “İzin verilmiş (yani meşru müdafaa) bir boyutu olduğu gibi özgeci ya da diğer adıyla prososyal denilen örneğin bir suçlunun yakalanması sırasında zor kullanılması gibi kabul edilebilir sınırlarda olabilir. Bu sınırları belirleyense toplumun genel algıları, normları yani kabulleri. Tehlike de burada başlıyor. Eğer yıkıcı bir davranış kabul edilebilir sınırlar içine çekilirse şiddet bu sınır genişlemesiyle kendine yeni meşruiyetler yaratır ve kontrol edilemez bir hal alır.”
Örneğin sağlık çalışanına şiddet uygulama davranışı, “beni bekletti”, “neden öldürülüyorlar anlıyorum”, “sen de kapısını açıp hesap sorsaydın” gibi toplumsal arka plan konuşmalarıyla kabul edilebilir sınırlar içine çekilebiliyor. Kadının maruz kaldığı eril şiddetin yaygınlaşması da benzeri bir süreçte gelişiyor. “Kim bilir ne yaptı?”, “boşanmak istiyordu” gibi şiddet uygulayan faile gerekçe yaratan bir noktaya evriliyor.
‘Çocuklarımıza kötücül bir miras bırakıyoruz‘
Yıldırım daha rahat yaşam alanlarına kavuşmak yani konfor amacıyla masum canlıları yok edici bir yasayla karşı karşıya olduğumuzu söyledi: “Çocuklarımıza da ‘kendi çıkarın için, senden olmayan yaşamlara zarar verebilirsin’ gibi kötücül bir miras bırakıyoruz. Oysa toplumların güven içinde yaşamaları, başkalarının haklarına ilişkin sağlıklı bir paylaşımcılık kültürünün gelişmesiyle mümkün. Sınırların belirsizleşmesi saldırgan davranış için kaotik bir ortam yaratıyor. Şiddete sınır çizen etik değerler değiştikçe ve gevşedikçe, şiddet beklenmedik bir şekilde karşımıza çıkabilir. Yasa çıkar çıkmaz sokak hayvanlarının katledildiği, bedenlerinin parçalandığı olayları öğrendik. Bunlar yasaya aykırı denmesinin anlamı yok. Artık kör bir şiddete kapı aralanmış oluyor.”
Yıldırım şiddetle mücadelede en önemli yaklaşımın “şiddete sıfır tolerans” olduğunu söyledi: “Yani şiddeti meşrulaştıran her türlü düşünce ve davranışı gerekçesiz engellemek gerekirken söz konusu yasada toplumsal vicdanı yaralayan ölümün olması çok ama çok tehlikeli. Umarız yanlıştan bir an evvel dönülür.”
Şiddet görerek de öğrenilebiliyor
NP İstanbul Hastanesi çocuk ve ergen psikiyatri uzmanı Dr. Lale Allahyarova, şiddetin görerek ve maruz kalarak öğrenildiğini söyledi. Bilimsel araştırmalara göre şiddetin hayvana yönelmesi, daha sonra insana yönelmesi için bir basamak olabiliyor. Şiddet görüntüleri ayrıca, yatkınlığı olanların dürtülerini uyandırabiliyor. Şiddeti öğretebiliyor ve içselleştirilmesine hizmet edebiliyor. Duyarsızlaşmaya yol açabiliyor. Yine yayılan görüntüler, yeni şiddet yöntemlerinin öğrenilmesine yol açabiliyor.
Özellikle çocukların şiddet içeren görüntülerden uzak tutulması gerektiğini belirten Allahyarova, “Şiddete maruz kalmak şiddeti de doğurabilir” dedi.
Allahyarova çocuklukta hayvana eziyet etme, şiddet uygulama davranışının ileride antisosyal kişilik bozuklu için bir risk faktörü olarak değerlendirildiğini söyledi.
Allahyarova, antisosyal kişilik gösteren bu kişilerin empati yoksunu olduklarını, yaptıklarından (örneğin hayvana eziyet, işkence) pişmanlık hissetmediklerini söyledi.
Sokaktaki hayvanlara yönelik son düzenlemenin hayvanlara şiddet olgularını artırdığını vurgulayan Allahyarova, şunları söyledi: “Bu hem dogmatizm dediğimiz insanın kendi mutlak doğrusuna iman edecek kadar inanması hem de farklı görüşlere paranoyakça yaklaşma ve kendi görüşü dışındaki kişileri hain olarak adlandırmasından kaynaklanıyor.”
Antisosyal kişilik bozukluğu olanların ceza ehliyeti var. Allahyarova, “Çünkü sorumluluk alarak, sonucunu öngörerek, bilinçli yapıyorlar bunları” dedi.
Allahyarova çocuklarında hayvana yönelik şiddet, eziyet davranışı gözleyenlerin bu konuda dikkatli olmaları ve ileride antisosyal kişilik bozukluğu, davranış bozukluğu vs. gelişmemesi için çocuk ve ergen psikiyatristinden destek alması gerektiğini de söyledi.
Birkaç seri katilden örnek
Kişiler arası şiddet sıklıkla hayvanlara şiddetle birlikte veya birbirini takip ederek meydana geliyor. FBI (Amerikan Federal Soruşturma Bürosu) hayvan zulmünü insanlara yönelik şiddetin bir göstergesi olarak görüyor ve seri katillerin profilini çıkarırken geçmişteki hayvan istismarını değerlendiriyor.
ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, çocuk istismarı nedeniyle tedavi gören aile üyelerinin yüzde 80’inden fazlası da hayvanları istismar etmiş. Bu vakaların üçte ikisinde, istismarcı bir ebeveyn bir evcil hayvanı öldürmüş veya yaralamış. Vakaların üçte birinde bir çocuk mağdur, bir evcil hayvanı istismar ederek şiddet döngüsünü sürdürmüş.
Seri katillerle yapılan bazı çalışmalar çocukluklarında hayvanlara eziyet, işkence ettiğini gösteriyor. İşte birkaç örnek:
*12 kadını öldüren İtalyan Vincente Verzini’nin çocukluk çağında kedileri boğdu.
* 50 kişiyi öldüren “Düsseldorf Vampiri” adıyla bilinen 1883 doğumlu Peter Kürten önce köpeklere, koyunlara işkence etti, ırzına geçti ve öldürdü.
*11 yaşındaki Jun Hansen’in başını kesen “Kobe canavarı” adıyla bilinen Saka Kibara’nın geçmişte kedi başı kestiği ve güvercinleri boğdu.
*19 yaşına varmadan beş çocuğu öldüren Christine Falling’in çocukluğunda kedileri öldürdü.
*Annesini ve iki küçük kızı bıçaklayarak öldüren Luke Woodham’ın daha önce kendi köpeğini yaktı.
*1970’lerde, uzun siyah saçlıları hedeflediğinden kadınların saçlarını sarıya boyatmasına yol açan ve bir yıl içinde altı kişiyi öldüren Davit Berkowitz’in daha önce komşusunun köpeğini vurdu ve annesinin papağanını zehirledi.
*Her iki eşini öldüren Richard William Leonard’ın öncesinde kurbağaları ezdiği ve otomobilinin motoruna kedi bağladı.
*Jeffrey Dahmer’in kedilerin iç organlarını inceledikten sonra, aynı tekniği 17 küçük erkek çocuğa uyguladı.