İsmail Kılıçarslan: AK Partili bir takım bu yazıyı okuyunca 'puff, bu İslamcılar da hiçbir şeyden anlamıyor' diyecek

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

15 Temmuz sürecinden sonra ben “tamam işte, tam sırası artık” demiştim. Ama sıranın Kamalizm’e gelmesini bir yana bırakalım, 15 Temmuz süreci sonrası Kamalizm, bence kendisinin de hiç ummadığı şekilde “prime dönem” diyebileceğimiz bir dönem yaşamaya başladı.

İş sonunda geldi geldi, Kastamonu’da, AK Partili vekil bilmem kimin de katılımıyla Şapka ve Kıyafet Devriminin bilmem kaçıncı yılını coşkuyla kutlamaya dayandı. Ne diyelim, “Kamalizm’i de ikmal ettik elhamdülillah. Allah mübarek etsin.”

Ve fakat küçük bir sorunumuz var. Şapka ve Kıyafet Devrimi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Dil Devrimi, kendisi üzerinden en çok “operasyon yapılan”, en çok insan öldürülen, öldürülmeyenlerin bertaraf edildiği devrimler. Yanılıyorsam lütfen düzeltin. 1930’da AK Parti Kastamonu vekili bilmem kim, başında şapkası olmadan Şapka ve Kıyafet Kanunu kutlamasına katılsaydı en iyi ihtimalle birkaç yıl hapis yatardı. Neyi kutladılar acaba?

Bence şunu kutladılar: AK Parti’de Türkiye’nin müesses nizamıyla yani “oligarşik Kamalizm ile hesaplaşalım” diyen herkesin seneler içerisinde ya tasfiye edilmesini ya da etkisizleştirilmesini.

Biliyorum. Şimdi AK Partili bir takım zevat bu yazıyı okuyunca “puff, bu İslamcılar da hiçbir şeyden anlamıyor, Türkiye’yi de dünyayı da okuyamıyorlar, Kamalizm ile barışmanın nesi kötü ki?” diyecekler ama onlara kötü bir haberim var. Dünyayı da, Türkiye’yi de, sokağı da okuyamayanlar asıl kendileri. Bildikleri en son siyaset teorisi 1980’lerin ikinci yarısında tedavülden kalkmış bu adamlar, AK Parti’nin Kamalizmle barışmasının çok hayırlı sonuçlar doğuracağını öyle fısıltıyla falan değil, yüksek sesle söylüyorlar artık. Kendi itikatsızlıklarını toplumun bütününe yayılmış zannediyorlar.

İsmail Kılıçarslan’ın yazısı