Geçen gün Türkiye için bir dönemin, bir neslin sesini kaybettik. Belki bilmezsiniz, belki daha önce duydunuz, belki de farkındasınız, Replikas grubunun değerli müzisyeni Gökçe Akçelik aramızdan genç bir yaşta ayrılmak zorunda kaldı. Ölümün zamansızlığı ve erkenliği yaşa, zamana ve mekana bakmıyor.
1990’lı yılların ortalarında, henüz üniversitelerinde okuyan bir takım İstanbullu gençler olarak, ortaokuldan ve liseden gelen alışkanlıklarımızla, hobilerimizle biz de müzik yapmaya, yazı yazmaya, bir yerlerde çalışmaya başlamıştık.
adece İstanbul’da değil, Ankara’da, İzmir’de, Bursa’da, Antalya’da ve ülkenin çeşitli yerlerinde bir bataklıkta yeşeren bitkiler gibiydik. Herkes birbirini az çok tanırdı, yapılan müzikleri bilirdi. Replikas da o yılların en sıra dışı isimlerindendi. Nekropsi, Zen, Replikas, mor ve ötesi, Siddhartha gibi gruplar, o zamana kadar yapılmamış yeni bir şeyleri yapmaya, yaparken de öğrenmeye çalışıyordu.
Bir yandan “kendi” müziğimizi bulmaya çalışıyor, bir yandan da “kendi” müziklerimizi tanıyorduk. Her gece İstiklal Caddesi, İmam Adnan Sokak’taki Leman Kültür’ün az yanındaki taş duvarlı ufacık bir mekan olan Peyote’deydik. Her gece birilerimiz çalar, birilerimiz izler, birilerimiz de katılırdı bu eğlenceye.
Leman Kültür’de Cem Yılmaz sahne alıyor, yan tarafta yepyeni müzikler deneniyor, üniversite öğrencileri geceleri dışarıda yemek yiyebiliyordu. Şimdilerde tanesi 100 liranın üzerinde olan ıslak hamburgerlerden kaç tane yediğimizi bile hatırlamaz, midye dolma tezgahlarını kapatırdık. Nasıl bir ekonomik özgürlükmüş o. Oysa ki olması gerekendi ve oluyordu.
Gökçe’yi çok güzel bir badem ağacının kollarının altına, güneş tepedeyken bile serin esen güzel bir yere bıraktık. Bir dönem kapandı, hayallerimiz, gençliğimiz ve müziğimizden büyük bir parça koptu, gözyaşları döküldü, eski arkadaşlar artık dostlara dönmüştü.
Çıkışta çocukluklarımızı da yanımıza alıp Kadıköy’de sevdiğimiz bir mekana gittik öğle vakti. Tekrar genç olmuşcasına boş midelerimize bu sefer eskisi kadar ucuz olmayan biraları döktük, birbirimize sarıldık, biraz daha ağladık ve kendimizi tekrar hatırladık.
Güle güle Gökçe, yaşattığım ve yaşatacağın her şey için teşekkürler. Bir şekilde aramızda olmasan da dün, bir gün bile olsa da yine buluştuk, yine çok eğlendik, yine çok üzüldük, yine bir gün daha yaşadık dostlarla birlikte. Sıra bize de gelecek.