Aynı bölüme burslu 528 puanla giren de var, 276 puanla paralı giren de! Devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasındaki puan farkı da korkunç boyutlarda.
Tıpkı devlet üniversiteleri arasındaki puan farklılıkları gibi. Mezun öğrencilerin hepsi aynı diplomayı alacak, torpili olan kolayca işe girecek, olmayan o bölüme girdiğine de bitirdiğine de bin pişman olacak!
Üniversite kapısında bekleyen 3 milyon aday varken 34 bin kontenjan boş kalması çok enteresan.
160 soruda yarım (1/2) neti olanın bile üniversiteye girebildiği sistemde on binlerce kontenjan boş kalması, başvuruda bulunan adaylardan yüz binlercesinin sınava hiç girmemesi, 1 milyonu aşkın adayın tercih hakkı varken bu hakkı hiç kullanmaması, sınav ve üniversite odaklı eğitim sistemimizi sil baştan yeniden düşünmemiz için yeter de artar.
Sınav sonuçları, kimilerine göre tam bir başarı tablosu, kimilerine göre ise tam bir hezimet. Kontenjanların yüzde 98 oranında dolmasından mutlu olanlar yüksek öğretimde çağ atladık derken, birkaç netle üniversiteli olmanın, eğitimin dibe vurduğunun bir göstergesi olduğuna dikkat çekiyorlar.
Birinci yerleştirme sonrasında boş kalan kontenjanlara bakıldığında tıptan diş hekimliğine, mühendisliklerden hukuka, eğitimden mimarlığa kadar hemen alanda açık var.
Peki bu açık neden oluştu?
Örneğin bazı puan türlerinde, barajı geçen yeterince aday olmadığı için böyle bir boşluk kaldı, kimileri ücretler çok yüksek diye ilgi görmedi, genetik ve moleküler biyoloji gibi dünün bazı popüler mesleklerinden mezun olanların işsiz kalması adayların o bölümleri seçmemelerine neden oldu, kimi yüksek puanlı adayların mezuna kalması ve sınava reklam için giren öğretmenlerin tercih yapmamaları göz önünde bulundurulmağı için böylesi bir tablo yaşandı…
Sınavlar eğitim aynasıdır ve görüntü de maalesef çok da iç açıcı değil.