Meğer “Türkiye Yüzyılı” dedikleri buymuş. Hedefleri ülkeyi devasa bir ölüm çukuru haline getirmekmiş.
İş cinayetlerinde ölenler, maden ocaklarında can verenler, demokratik protesto hakkını kullandığı için TOMA’larla ezilenler ve rant için katledilen doğa gibi sokakta yaşam mücadelesi veren hayvanları da ölüm çukurlarına atıyorlar.
Katliam yasası ortada yokken de yıllardır hayvanlara şiddet uygulayarak öldüren belediyeler, son dört yıldır sokak hayvanlarına karşı yürütülen operasyon sırasında da vahşeti sürdürüyordu. AKP’li cumhurbaşkanı yasayı imzalar imzalamaz ise bu katliamlar yasal kılıfa kavuşturuldu ve ilk olarak Niğde’de, ardından Ankara’nın Altındağ ilçesinde belediyelerin açtıkları ölüm çukurlarında hayvan cesetleri bulundu.
Her iki kurum da o çukurların doğal yolla, trafik kazasında ya da enfeksiyona bağlı nedenlerle ölen hayvanların gömüldüğü hayvan mezarlığı olduğunu açıklasa da gönüllüler, uzmanlar ve avukatlar darp edilmiş, parçalanarak vücut bütünlükleri bozulmuş, kafaları ve patileri kesilmiş, bağırsakları dışarı çıkmış, verilen zehrin enjektörü bacağında kalmış hayvan cesetleri ile karşılaştı.
Hayvan bakımevlerinin içine girdiklerinde ise karanlıkta korkudan sinmiş, aç ve susuz bırakılmış, bir metreyi bile bulmayan zincirlerle bağlanarak hareket olanakları kısıtlanmış, bir deri bir kemik kalmış köpekler buldular.
Ölüm çukuruna atılanların içinde, fotoğrafını gördüğünüz gözü açık giden bu köpek de vardı. Gebeydi.