Düzenli bir hukuki altyapısı olmadan, rekabet, ticari ilişkiler, iş ilişkileri, borç-alacak ilişkileri, mülkiyet hakları çalışmaz. İstikrarlı büyüme ve kalkınma sağlayamazsınız. Devlet, planlama yapamaz. Belirsizlik artar. Güven bunalımı ortaya çıkar.
Mülkiyetin güvence altına alınmadığı piyasa ekonomisi çalışmaz. Kimse yatırım yapmaz. Bunun içindir ki hukukun üstünlüğü evrensel bir değer olarak benimsenmiştir.
Hukukun üstünlüğü, temel olarak hukukun bir topluluktaki veya ülkede etkili olduğunu; devlet erkini elinde tutan, siyasi veya bürokrata karşı üstünlüğünü ifade eder. Hak ve adalet üstünlüğü olarak özetlenebilir.
Hukuki güvencesi olmayan insanların geleceği de güvence altında olmaz.
Hukuki altyapısı olmayan ülkelerde insan hakları da olmaz. Bunun içindir ki hangi ülkede olursa olsun darbe dönemlerinde ve dikta rejimlerde insanlar yurt dışında yaşama alternatifleri ararlar.
Aslında dünyada gelişmekte olan ülkelerin gelişmesini tamamlayabilmeleri için; Mülkiyet haklarının güvenceye alınması, cinsiyet eşitliğinin sağlanması, ekonomik ilişkilerin düzenlenmesi gerekir. Herkese özgür çalışma hakkı veren, sürdürülebilir geçim imkânı sağlayan, yoksulluğu kaldıran hukukun üstünlüğü gereklidir. Gelişmekte olan ülkelerde despotik yapı, siyasi ayrımcılık, partizan kollama ve popülizm, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını askıya alan uygulamalardır.
Türkiye’de peş peşe ‘Dünya Hukuk Literatürü’ne geçecek hukuk darbeleri yaşandı.
Ergenekon komplosu, Gezi Parkı davaları ve Osman Kavala ve diğerlerine ceza verilmesi, FETÖ darbe teşebbüsü, Ohal uygulaması, kişiye özgü başkanlık sistemi,
Hukuk darbelerinin iki yıkıcı sonucu oldu.
*Birisi Türkiye demokratik Batı’dan uzaklaştı. Otokrasi rejimlerle iş birliği yapıyor.
*İkincisi yaşamakta olduğumuz krizin temel nedenlerinden birisi, hukuk darbeleri nedeni ile güven sorunu yaşamamızdır.