Türk yargı sisteminin keyfiliği içinde tesadüfi bir iyi karar
T

Frederike Geerdink
Frederike Geerdink
Hollandalı gazeteci. 25 yıldır meslekte. 15 yıl Hollanda’da çalıştıktan sonra 2006’da Türkiye’ye yerleşti. Özellikle Kürt sorunu, insan hakları, azınlıklar ve kadın meseleleri üzerine yazıyor. Ağustos 2012’den bu yana Diyarbakır’da yaşıyor. www.kurdismatters.com ve www.journalistinturkey.com adlı blogları var. Başta Hollanda ulusal haber ajansı olmak üzere birçok mecraya haber ve yazı yazıyor. Uludere katliamını irdelediği kitabı ‘De jongens zijn dood’ adıyla Hollanda’da yayınlandı. Not: Kendisi ayrıca Amberin Zaman’ı ‘utandıran’ gazetecidir.

 

 

FrederikeFREDERIKE GEERDINK

f.geerdink@gmail.com 

“Beraat isteyecek.”

Avukatım mahkeme salonunda oturduğu yerden kalkıp bana doğru yürüyerek yanımdaki sandalyeye oturuyor. Savcı mütalaasını sürdürürken kulağıma fısıldıyor yukarıdaki cümleyi… ‘Daha söylemedi ama gidişattan belli… Beraat isteyecek.’

Gerçekten de birkaç dakika sonra savcı beraatimi istiyor. Nihai hüküm için pazartesiyi beklemem gerekecek gerçi. Ama gülümsemekten kendimi alamıyorum. Hakkımda açılan soruşturmadan mahkumiyet çıkmıyor…

Herşey 6 Ocak’ta başlamıştı. Evim aranmış, karakola götürülmüş, birkaç saatliğine tutulmuştum.

Ardından da ‘terör örgüt propagandası’yla hakkımda soruşturma açılmıştı. İstanbul’daki avukatım Ramazan Demir beni başından beri rahatlatmaya çalışıyordu:  ‘Yazılarının hiçbir yasadışı bir şey yok, endişelenme.’

Öyle yaptım. Evet, yasa işlediğim ‘suç’tan suçlu bulunmam durumunda bir ila beş yıl hapis öngörüyordu ama hüküm giymem ilk günden beri zayıf bir ihtimaldi. Aleyhimdeki ‘delil’ler tamamen mantığı aykırı biçimde, diken.com.tr için yazdığım yazılardan bağlamından koparılarak alınıp ‘PKK propagandası’ olarak yaftalanmış cümlelerden oluşuyordu. Dahası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aleyhime kullanılan yasayı birkaç ay önce kınamıştı. Mahkeme, yasanın uygulanamayacak kadar muğlak olduğuna hükmetmişti.

Ne Türkiye bir demokrasi ne de yargı bağımsız

Gelgelelim Türkiye’de asla emin olamıyorsunuz yargı sürecinin nasıl ilerleyeceğinden. Türkiye demokrasi değil, yargı da bağımsız değil. Aynı yasadan mahkum olmuş Kürt meslektaşlarım var. Hepsi de benim kadar suçsuz. Üstelik AİHM kararları Türkiye’de her zaman uygulanmıyor, yargıçların böyle bir yükümlülüğü bulunmasına rağmen.

Bu yüzden saat 9 sularında mahkeme salonuna girdiğimde bir parça gergindim doğrusu. Salon çok sayıda şüpheliyi alabilecek kadar geniş. Kürt gazetecilere, yerel yöneticilere, politikacılara, avukatlara, vekillere ve aktivistlere karış açılmış nice toplu dava görüldü  bu salonda.

Ön sırada bana ayrılmış sandalyeye oturuyorum. Üç yargıçla bir savcının tam karşısına. Biraz sonra dört avukat beliriyor; üç avukat dayanışma amacıyla müdahil olmuş davaya.

‘Geerdink takımı’

‘Geerdink takımı’ da orada: beni destekleyen bir grup insan yani… Annem babam, meslektaşlarım, Diyarbakır ve bölgeden aktivistler, Uluslararası Af Örgütü, Hollanda Gazeteciler Birliği, Uluslararası Gazeteciler Birliği gibi örgütlerin temsilcileri ve Ankara’daki Hollanda büyükelçiliğinden yetkililer…

Hepsi arka tarafta oturuyor… Ön tarafta konuşulanları duymuyorlar bile. Yargıca mikrofonunun neden kapalı olduğunu soruyorum. “Kusura bakmayın, bozuk” diyor.

Savcının beraat isteyeceği belli olunca ‘Geerdink takımı’na dönüp gülümsüyor ve her şey iyi olacak anlamında bir parmak işareti yapıyorum. Ve ‘Haberler iyi’ diye kımıldatıyorum dudaklarımı… Anladıklarını umuyorum…

Gerçi kısa aradan sonra üç yargıç, nihai kararı heyet başkanına bıraktıklarını söyleyip mahkemeyi erteleyince sevincim kursağımda kalıyor. İş pazartesiye kalıyor.

Derin bir nefes alıyorum elbette. Ne de olsa tekrar işime odaklanabilirim artık.

Yine de muhtemel beraatimle adaletin tecelli ettiğini söyleyemem. Bu, Türk yargı sisteminin keyfiliği içinde tesadüfi bir iyi karar sadece.