Eğitim sistemi performans kaygısını körüklüyor
E

DR. FEYZA BAYRAKTAR

@FeyzaBayraktar_

info@feyzabayraktar.com

Son yıllarda birçok arkadaşım, çocuklarının eğitimi için yurt dışına taşındı. İngiltere, Kanada ve Almanya en sık taşınılan ülkeler arasında.

Dürüst olmam gerekirse işi gücü yerinde olan insanların buradaki düzenlerini bırakıp daha az konforlu bir yaşamı göze alarak yurt dışına taşınması başlarda bana mantıksız geldi. Yeğenim Ata’nın bu sene LGS’ye girmesiyle birlikte, arkadaşlarımın çocuklarının eğitimi için yurt dışına taşınması o kadar anlamsız gelmemeye başladı.

Problem sistemin kendisinde!

Öncelikle Türkiye’de gerçekten iyi bir lisede okumak istiyorsanız LGS’de neredeyse tüm soruları doğru yanıtlamanız gerekiyor.  Ve tabii bir insanın eğitim-öğretim hayatının bir teste bağlı olması büyük haksızlık. Aynı şey üniversite sınavında da geçerli.

Bazı insanlar test yapmak konusunda iyidir, bazı insanlar değildir. Çoktan seçmeli soru çözmek ile açık uçlu soru cevaplama becerileri farklıdır. Bazı insanlar birinde iyidir, bazıları ikisinde de iyidir. Ayrıca, tek başına bir test, bir insanı değerlendirmek açısından yeterli değildir. Özellikle de böyle kapsamlı sınavlar için.

Birçok gelişmiş ülkede okullar öğrencileri sadece bir test sonucunu baz alarak seçmiyor ki doğrusu da bu. Çünkü bir öğrenci bütün konuları çok iyi bilse bile kötü bir günündeyse sınavın kötü geçmesi çok olası.

Dolayısıyla hem lise hem üniversite başvuruları için başka bir yöntemin geliştirilmesi gerek.

Öte taraftan, mülakatla öğrenci alan liseler de yok değil. Yalnız, mülakat neyi ölçüyor, hangi vasıflara göre öğrenci seçiyor; tam bir muamma. Liyakatin olmadığı ülkelerde objektif bir değerlendirme yapıldığına inanmak güç.

Dolayısıyla, problem test sisteminden daha büyük, yani problem sistemin kendisinde ki bunu hemen hepimiz biliyoruz zaten.

Liseye giriş sorunsalı

Anadolu liselerinin puanları çok yüksek. Öte yandan, özel okulların birçoğunun hem puanı çok yüksek hem de ücretleri karşılanabilecek rakamlar değil. En yüksek puanlı okullar, İstanbul (Erkek) Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Kabataş Lisesi. Robert Lisesi’nin puanı her zamanki gibi yüksek ama senelik ücreti 1 milyon lirayı geçtiği için puanı bu üç okulun gerisinde kalmış durumda. Yani, ücretlerinden dolayı -doğal olarak- özel okul puanları birçok anadolu lisesinin puanının altına indi.

Anadolu liseleri arasında olup da zamanında bizim “Hiçbir yere giremezsem burası olur” dediğimiz okulların puanları bile anormal yüksek. Ayrıca, Almanca eğitim yapan okullara da talep fazlasıyla artmış durumda. Malum, birçok insan üniversite için kapağı Almanya’ya atmak istiyor; çünkü hem eğitim kalitesi iyi hem de üniversiteler neredeyse bedava. Dolayısıyla, özellikle son yıllarda İstanbul Erkek Lisesi ve Kabataş Lisesi’nin Almanca bölümü ve Avusturya Lisesi en çok rağbet gören okullar arasında.

Kısıtlı seçenek

Bu süreçte beni en çok şaşırtan konulardan biri de yatılı okul sayısının fazlasıyla azalması. Kalan birkaç yatılı okulda da yatılı öğrenci kontenjanı neredeyse yok. Yeğenim İstanbul dışında oturduğu için liseyi yatılı okuyacak. Dolayısıyla, okullar arasında seçim yaparken eğitimi iyi olan, yatılısı olan, senelik okul ücreti milyonlar olmayan okullar arasından seçmek durumunda kaldık. Sınavdan çok yüksek bir puan almasına rağmen elimizde fazla seçenek kalmadı.

Yatılı bölümü olduğunu düşündüğümüz anadolu liselerini gezerken en sık duyduğumuz uyarılardan biri şuydu: “Yatılıda yerimiz kısıtlı. Bir akrabanızın yanında kalsanız iyi olur.” Bu durum, İstanbul dışında yaşayan ve İstanbul’da okumak isteyen birçok parlak öğrencinin eğitim özgürlüğünü ciddi anlamda kısıtlıyor. Benim ailemdeki hemen herkes İstanbul’da yatılı bir okulda okudu. Yani 90’larda ve öncesinde böyle bir problem yoktu. Şu an gördüm ki olanaklar çok daha kısıtlı.

Bir de ilkokul öncesi kurayla alım yapan, ara senelerde kontenjan açıp sınavla öğrenci alan ve tabii sonra LGS puanıyla da kayıt yaptırılan okullar var. Ebeveynlerin kurayla çocuklarını bir okula sokup lise sonuna kadar bu konuyu düşünmek istememesi çok yerinde. Öte yandan, özellikle özel okullar için ebeveynlerin senelerce öyle ağır bir maliyetin altına girmesi riskli. Beş yaşındaki bir çocuğun senelik eğitimine milyon lirasharcamak ne kadar akıllıca bilmiyorum ki herkesin böyle bir parası da yok. İşin kötüsü, iyi eğitim veren kurum sayısı geçmiş yıllara kıyasla az. Kendi gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim: Kurum sayısı artıyor ama eğitim kalitesi düşüyor.

Ebeveynler doğal olarak çocuklarının iyi bir eğitim almasını ve iyi bir çevrede yetişmesini istiyor. Varını yoğunu çocuğunun eğitimine harcayan ebeveyn sayısı hayli fazla. İşin acı tarafı, o çocuk için harcanan onca emek ve paraya karşılık çocuğun ileride iş bulma problemiyle karşılaşma ihtimali. İçinde bulunduğumuz koşullarda iyi bir eğitim -ne yazık ki- ne iyi bir iş bulmayı ne de para kazanmayı garantiliyor.  

En başta da belirttiğim gibi çocuklarının geleceği için endişelenen ebeveynlerin yurt dışına taşınmak istemesi anlaşılabilir. Öte yandan, yurt dışına taşınamayan ya da haklı olarak ülkesinde yaşamak isteyen ebeveynlerin çocuklarının gelecekleriyle ilgili kaygıları yüksek. Hissedilen kaygının çocuklara yansımısı da kaçınılmaz. Daha ergen olmasına rağmen gelecek kaygısı yaşayan insan sayısı tahmin edebileceğinizden daha fazla.

Sonuç olarak, performans kaygısı çok fazla kişinin ortak sorunu haline gelmeye başladı.

Performans kaygısı nedir?

Performans kaygısı, insanın hedeflerine giden yolda istediği performansı gösteremeyeceğine dair duyduğu kaygı olarak tanımlanabilir. Bu kaygıyı artıran etkenler, hedefe ulaşamayınca karşılaşılacak olası zorluklar ya da insanın kaybedeceği şeyler.  Belli miktar performans kaygısı başarıyı getirirken fazlası başarısızlığa yol açar.

Performans kaygısı denilince akla ilk sahne korkusu, yani kalabalık önünde konuşmaya dair hissedilen kaygı ve cinsellikte gösterilen performansla ilgili kaygı gelse de performans kaygısı birçok farklı alanda görülebilir. Yani performans kaygısı sadece rezil olma korkusuyla ilgili değil. Performans kaygısı, birçok öğrencide öğretim hayatı boyunca görülebilir. Başarısız olma endişesiyle hemen her sınav döneminin kabusa dönmesi, performans kaygısı yaşayan öğrencilerin ortak sorunudur denebilir.

Belirtileri

Genellikle sınav dönemi ortaya çıkar. Eğer bir derste sunum varsa o dersten geçmek kadar topluluk önünde konuşmak da kaygı hissettirir.

Sınav dönemi ya da sunum öncesi en sık görülen belirtiler arasında şunlar sayılabilir:

  • Uykusuzluk, baş ağrısı ve yorgunluk
  • Ders çalışmayı erteleme
  • Kalp atış hızının artması
  • Terleme (ellerde terleme de görülebilir)
  • Karın ağrısı ya da mide bulanması
  • Kontrolü kaybetme hissi
  • Zihinde felaket senaryoları yaratma
  • Değersizlik duygusu
  • Çok fazla yemek ya da çok az yemek
  • Sık sık idrara çıkma isteği

Nasıl baş edilir?

Öncelikle kendinizden beklentilerinizin gerçekçi olup olmadığını sorgulayın. İnsanın kendi potansiyelini ortaya çıkarmasının birçok farklı yöntemi vardır ve herkes bunu aynı şekilde yapamaz. Yapmamalı da. O zaman herkes birbiriyle aynı olur.

En iyi yaptığınız işte bile bazen istediğiniz sonuca ulaşamayabilirsiniz. Azimle çalışarak istediğimiz her hedefe ulaşacağımız söylense bile bu bir yanılgı. İnsanın koyduğu hedeflere ulaşması için yürüyeceği yolda kontrol edebileceği şeyler olduğu kadar kontrol edemeyeceği şeyler de var. Bazen elimizden gelenin fazlasını yapsak da istediğimiz sonucu alamayız çünkü gerçekten şans diye bir şey var. Bazen sadece doğru zamanda doğru yerde değilsinizdir. Her şeyin sizin elinizde olduğu yanılgısına düşüp kendinize yüklenmeyin. Elinizden geleni yapın ama daha fazlası olduğunu ve bunu kontrol edemeyeceğinizi bilin.

Herhangi bir işte başarısız olmak sizi başarısız bir insan yapmaz. Tarihteki en büyük komutanların bile yenilgileri olmuştur. İllaki başarısızlıklarımız olacak ama bu bizi başarısız ya da değersiz bir insan yapmaz.

Nasıl bir hayat istemediğinize karar verin. İnsanın ne istediğini bulması zordur ama ne istemediğini bulması daha kolaydır. Nasıl bir hayat istemediğinizden yola çıkarak hedeflerinizi belirleyin. Bunu yaparken olabildiğince somut hedefler belirlemeye çalışın. Her zaman için bir B planınız, hatta C planınız olsun. Hedefe kilitlenmek önemli ama unutmayın ki her şeyi kontrol edemeyiz. İstediğimiz hedefe ulaşamayınca vazgeçmek yerine alternatif hedeflere yönelmek daha akıllıca. Ayrıca, bir hedefe ulaşmanın birçok farklı yolu olduğunu da unutmayın.

Gelecek kaygısı kaynaklı performans kaygısı yaşamak günümüz koşullarında çok olağan. Yalnız, aklımızda tutmamız gereken bir nokta var ki o da geleceğimizi belirleyen sadece başarı ya da başarısızlıklarımız değil; aynı zamanda deneyimlerimiz ve değerlerimiz. Hayatı deneyimlemek için kendimize şans verelim ve değerlerimizden vazgeçmeyelim.

Bir toplumu bölmek istiyorsanız yapacağınız ilk iş değerlerine saldırmaktır ki senelerdir stratejik olarak değerlerimiz yozlaştırılıyor.  Dolayısıyla, ebeveynlerin gelecekle ilgili kaygılarını daha etkili yönetmesi için çocuklarının okul hayatına yaptığı yatırımı çocukların sahip olduğu değerleri güçlendirmek adına da yapması gerekiyor.

Özetle, değerler yozlaşmaya engel olduğu için sistemin en iyi şekilde işlemesini sağlar. Sistem iyi işlediği sürece gelecek kaygısı, dolayısıyla performans kaygısı da azalır.

Her zaman dediğim gibi, toplumsal iyileşme olmadan bireysel iyileşme olmaz. Toplumsal değişimi sağlamak için de en azından biz üstümüze düşeni yapmak zorundayız.