Mustafa Karaalioğlu: İktidar arzusuyla hayatların karartıldığı bir düzende yargıya kim güvenir?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Hukuktan ve yargıdan söz açılsa veya bir dava gündemi meşgul etse neredeyse kimse adalete güven duygusunu dile getiremiyor. Sansasyonel davaların tamamı, siyasi tarafları hariç hiçbir şekilde kamu vicdanını tatmin etmiyor. Mesela, suçsuz olduğu apaçık ortada olan Osman Kavala’nın tam 2 bin 442 gündür -yeni buçuk yıl- hapiste olması ve devamında Gezi Parkı olaylarının barışçı şekilde yönetilmesi için çaba gösteren başta Tayfun Kahraman olmak üzere bir grup aydının tam aksine ithamlarla ağır cezaya mahkum edilmeleri… Sadece fikir hürriyetini kullandıkları için sıradan insanların, akademisyenlerin siyasetçilerin ve gazetecilerin kolaylıkla hapse atılmaları gibi…

Bunlar bildiklerimiz… Kamuoyuna, medyayla yansımayan kimbilir kaç dava, kaç haksızlık yargı çarkları arasında öğütülüp gidiyor ve gücü yargının yozlaşmasına direnmeye yetmeyen kimbillir kaç kişi, sessizce kaderine boyun eğiyor? Onlar boyun eğiyor çünkü ülkenin gözü önünde işlenen hukuk cinayetlerinden cesaret alanların siyaset, para ve tahdit gücüyle yargı üzerinde egemenlik kurmalarına mani bir hal bulunmuyor.

Dava dosyasına bakmadan, kendi medyalarında yayınlanan ve çoğu sonradan boş çıkan iddialara bakıp “oh olsun” diyen küçük bir azınlık hariç, sadece iktidarın arzusuyla insanların hayatlarının karartıldığı bir düzende yargıya kim güvenir, adaleti kim bekler? Ve “madem yargı böyle çalışıyor” deyip gerektiğinde elindeki gücü kullanmaktan kim geri durur?

Mustafa Karaalioğlu’nun yazısı