Bu durum, toplumsal değerlerin ve etik normların zayıflamasıyla, bireylerin birbirleriyle sağlıklı ve anlamlı ilişkiler kurmasını zorlaştırır. Utanma duygusunun yok edilmesi, toplumun ahlaki dokusunu zedeler ve sosyal ilişkilerde kaosa yol açar. Bu nedenle, utanma ve suçluluk duyguları, bireysel ve toplumsal düzeyde önemli düzenleyici işlevler taşır.
Norbert Elias, uygarlıkla utanma duygusunun arasındaki ilişkiyi incelediği kapsamlı çalışmada modern toplumda arlanmanın yoğunlaşmasına dikkat çeker. Orta Çağ’da bugün çok ayıp sayılan davranışlar çok normaldi. Hans Peter Dürr, her kültürde çıplaklığın insanları utandırdığını yazar. Çıplaklık ama her kültürde başka türlü yaşanır. Afganistan’da çıplaklık kadının başının açık olması iken Afrika’da bir kabilede insanların sadece cinsel organlarının teşhirini çıplaklık sayılır.
Richard Sennett, kamusal alanın görece bir eşitliğin yaşanmasına izin verdiğini ve ‘uygar olmak’ın insanlar arasındaki mesafeyi korumayı öğrenmek olduğunu yazar. Bunun bir anlamı da ilişkide bu sosyal mesafenin geçilmesinin de insanı utandıracağıdır. İlişkilerde bazen farkında bile olamadığımız ama sosyalleşirken öğrendiğimiz kurallar, yani sembolik sınırlar var. Bu sınırların geçilmesi de agresyondur ve sınır ihlalleri kişiyi utandırabiliyor. Hatta sınır ihlali yapan da bu yaptığından ötürü utanıyor. Son yıllarda işte bu sınırların sürekli ihlaline tanık oluyoruz ve bunun getirdiği utanma duygusunun ortadan kalkığına da tanık oluyoruz.
Utanmazlık kültürü karşında insan bayağı çaresizlik yaşıyor. Utanılacak birçok durum ayrıca suç da. Ve bu suçalar cezalandırılmadığı gibi ödüllendiriliyor da. Bu durumda utananlar utanmayanlar adına da utandılar. Sınırların sürekli ihlali ve çaresizliğe insanların tepkileri politik tiksinti. Mesela birçok ülkede ırkçı, faşist olmak suç. En azından kimse ırkçı olmakla övünemiyor, ırkçılık utanılacak bir şey. Bu ülkede ama çoğu insanın en normal ve doğal hali. Ayıp ve suç değil. Ne yapılabilir? İnsanlar kendi sınırlarını koruyabilmek için utanmazlardan tiksiniyorlar. Tiksinmek tiksinilenle araya mesafe koymak ve uzak durmak anlamına geliyor… Kısacası yöneticilerden çoğu insan sadece tiksinebiliyor. Bu nedenle televizyonlarda gördüklerinde televizyon kanalını değiştiriyorlar, sosyal medyada bu insanlardan uzak duruyorlar.