Türkiye de turizm sektörü 1960’lı yıllardan başlayarak, “altın yumurtlayan tavuk” olarak vasıflandırıldı. Rahmetli Özal, turizm yatırımları için arsa ve arazi tahsis etti, atıl alanları turizme açtı ve devlet teşviki çıkardı, bugün turizmin altın yumurtalarını yiyoruz.
Son on yıldır, dünyada “yeni bir altın yumurtlayan tavuk” fırsatı doğmuştur; Organik Tarım. Biz tarımda dönüşüm programı yaparak, bu fırsatı değerlendirmeliyiz.
Ne yazık ki Organik Tarım’da gelişme değil, gerileme yaşıyoruz. Organik tarımsal üretim miktarı 2016 yılında 1 627 100 bin ton iken, 2023 yılında 1 028 882 bin tona geriledi. (Not: Tarım Bakanlığı, istatistik veri başlıklarını değiştirdiği için; 2016 yılı organik tarımsal üretim miktarı ile 2023 yılı organik bitkisel üretim miktarının aynı olduğu varsayılmıştır.)
Gerçekte ise devletin organik tarım ve hayvan üretme çiftlikleri kurarak, öncülük edecek, tohum ve damızlık hayvan temin etmesi gerekir.
Tarımda yarı kamusal yetkide üretici birlikleri kurulmalıdır.
Organik ürünlere daha yüksek maddi destek verilmelidir. İl tarım müdürlükleri ve ziraat odaları, organik tarım ve hayvancılık desteklerinde müşterek denetim yapmalıdır.
Aynı tür tarım ve hayvancılığa uygun olan iller arasında tarım bölgeleri kurulmalı. Bu bölgelerde yarı kamusal nitelikte “devlet organik tarım ve hayvancılık ürünleri organize sanayi bölgeleri ve üretim tesisleri” tesis edilmelidir.
Bu tesislerde çalışanların ücret ve maaşlarının beşte biri kesilerek yerine tesisin hisse senedi verilmeli ve aynı şekilde ürününü teslim eden üreticiye de ürün bedelinin beşte biri kesilerek yerine hisse senedi verilmelidir. Zaman içinde tesis, üretici ve çalışanların malı olacaktır. Ancak devlet altın hisseye sahip olacak, organize ve yönetimde söz sahibi olmalıdır.
Tarımda kooperatifleşme teşvik edilmelidir. Kooperatife dâhil üretici, aynı zamanda isterse üretimde ve hasatta işçi olarak çalışmalıdır.
Türkiye organik tarım için elverişli toprak yapısına ve iklim şartlarına sahiptir. Ama sonuç için, adım atacak bir hükûmete ihtiyaç var.