Aslında Esad’ın tutumunda daha önceki açıklamalarında sergilediği kategorik duruş ile geçen hafta ifade ettiği yaklaşım arasında kayda değer bir farklılığın belirmiş olduğu aşikâr.
Esad, “önce Türkiye çekilsin sonra görüşürüz” şeklinde normalleşmeye bütün kapıları kapatan katı bir çizgiden “egemenliğe saygı ve her türlü terörizmle mücadele” hedeflerini vurgulamayı yeterli bulan bir pozisyona geçmiş bulunuyor. Tabii yarın öbür gün eski çizgisini telaffuz etmeyeceğinin garantisi yoktur.
Yine de bu açıklamalar arasındaki farklılık, muhtemeldir ki önümüzdeki dönemde Rus diplomasisine iki taraf arasında normalleşmede en azından bir kıpırdama yaratabilecek bir esnekliği sağlayabilir. Bu noktada Putin ile Erdoğan arasında bu hafta Kazakistan’da düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi sırasında yapılacak ikili görüşme önem kazanıyor.
Burada özellikle Türkiye, İran ve Rusya’nın Suriye’deki durumu görüşmek üzere 2017’den beri üçlü toplantılar şeklinde bir araya geldikleri Astana sürecinin, Suriye ile ilişkilerinin normalleşmesi çabaları açısından kayda değer bir zemin oluşturacağı söylenebilir.
Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün geçen yıl haziran ayındaki Astana toplantısında, (Suriye’nin de dahil olduğu) dörtlü görüşmeler çerçevesinde Türkiye-Suriye normalleşmesi için bir “yol haritası” hazırlanması konusunda zaten bir mutabakata varılmıştı.
Bu yol haritası şekillenirken muhtelif Astana bildirilerinde Suriye’nin geleceği konusunda belirmiş olan ortak anlayışlar da Ankara-Şam normalleşmesinin önünün açılması bakımından kritik bir işlev görebilir.
Örneğin, Astana bildirilerinde her seferinde tekrarlanan “Terörizmi destekleyen ülkelerin, Suriye’nin kuzeydoğusundaki gayrimeşru özyönetim girişimleri”ne karşı çıkılmasını bunlar arasında sayabiliriz.
Buradaki “Terörizmi destekleyen ülkeler” ifadesinin karşısına ABD’yi ve “Özyönetim girişimi”nin karşısına da PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD/YPG’nin başını çektiği “Özerk Yönetim”i koyduğumuzda, önemli bir ortak paydayı görebiliriz.