İlber Ortaylı: Bilim tarihi için çok önemli bir monografi 'Kevakib-i Seb'a'

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

18. yüzyıl, bize mekteplerde öğretilenlerin aksine mutlak çöküntü devri değildir. Avusturya ve Rusya gibi müşterek hareket eden iki devletin ordularına karşı zaman zaman zaferler kazanıldı. Özellikle Venedik Cumhuriyeti’nden kaybedilen topraklar geri alındı. Fakat bunların ötesinde cemiyet hayatımızda bir yenilik başlıyor. Askerî sahadaki mühendislik ve yenilenmeyi, matematik, tıp, kozmografya devam ettiriyor.

18. asırda Batı Avrupa’daki bilim ve edebiyat çevreleri de Türkiye ile ilgilenmeye başladılar. Luigi Ferdinando Marsigli askerî düzen üzerine, Toderini Türk edebiyatı üzerine monografiler kaleme aldı. Meninski’nin Türkçe ve Avrupa dilleri lügati ortaya çıktı. İlgiler İslam dininin ötesinde, Osmanlı ülkesinde nasıl bir ilmi çalışma var, gibi sorunsala yöneldi. Türk İmparatorluğu’nun başkentinde Fransa sefaretindeki Peyssonnel adındaki görevli matbaanın kullanımından sonra ne gibi basımlar yapıyor? Bu dönemde Kâtip Çelebi’nin, Taşköprülüzade’nin eserleri üzerinde durmalar başladı. Alenen Osmanlı Dış İlişkiler Bürosu’ndan, Reisü’l-Küttab’dan Türkiye’deki bilim üzerine bir risale istendi. “Kevâkib-i Seb‘a” Reisü’l-Küttab’ın seçtiği memurlarından birinin kitabıdır ve müellifi maalesef bilinmiyor.

Fakat eser tercüme de edilmiştir. Her şeyden evvel bir bilim tarihi için çok önemli bir monografi sayılır. Bu kitabın bulunması ve zor bir iş olan çevirimi, yeniden basımı, metnin düzenlenmesi yani emandasyonu Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun işi. Bu kitapta asıl okunması gereken de onun girişidir. 1939’da Adnan Adıvar’ın Paris’te tespit etiği bu eser yeni baştan ele alındı. Hem eser hem de 18. yüzyılın bilimi hakkındaki geniş rapor girişte yer alıyor. Dolayısıyla Ekmeleddin Bey’in girişinin okunması gerekir. İleride bu konu üzerinde Atlas Tarih Dergisi’nde daha geniş bir tanıtım yapmayı arzuluyorum.

İlber Ortaylı’nın yazısı