Çiğdem Toker: Türkiye'nin rüşvetle mücadelesi 'Gri liste'den çıkması için yetersiz

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

OECD’nin üst düzey denetçileri, Türkiye’nin yetersizliğiyle sonuçlanan rüşvetle mücadele raporunu hazırlarken, kamudan ve özel sektörden birçok kurum ve kuruluşu ziyaret etti. Yerinde ziyaret edilen kurum ve kuruluşlar, bir liste halinde raporun sonunda ek olarak yer aldı. Bu listede, görüşmek seçilen şirket, üniversite ve medya kuruluşları dikkat çekiyor.OECD Rüşvetle Mücadele Topluluğu, bakanlıklar ile, BDDK, TÜSİAD, Türkiye Müteahhitler Birliği, Hakimler ve Savcılar Kurulu bazı ağır ceza mahkemeleri ile yoğun görüşmeler yaparak bilgi aldı.

Bununla birlikte, Rapor’daki listede; “sivil toplum ve medya” başlığı altında, Anadolu Ajansı’nın yanı sıra, İHA, Oda TV ve Karar gazetelerinin isimlerinin yer aldığını görüyoruz. Yine OECD, -iktidar partisinin kendisine yakın avukatlar bir araya gelsin diye yasa değişikliği yaparak kurduğu çoklu baro kapsamı içinde- İstanbul 2 No’lu barosu ile yanısıra Medipol ve Özyeğin Üniversiteleri ile de görüşmüş.

Rüşvetle mücadele konusunda OECD’nin Türkiye’de özel sektörün konumuna ilişkin tespitleri ise (yine Rapor’dan) özetle şöyle:

– Türk makamları, yabancı rüşvet konusunda farkındalığı artırmak amacıyla şirketleri hedef alan herhangi bir çaba göstermedi. Türkiye ihracat yapan Türk şirketlerini destekliyor ancak yabancı rüşvet konusunda bir çalışması olmadı. Özellikle rahatsız edici olan, yabancı rüşvet verme riski yüksek olan (savunma ve inşaat gibi) sektörlerdeki çabaların eksikliğidir.

– Türk şirketlerinin yabancı rüşvet risklerine ilişkin farkındalığı en iyi ihtimalle dengesizdir. Yüksek riskli bir sektördeki bir iş dünyası derneği, üyelerinin yüksek düzeyde farkındalığa sahip olduğunu ancak hiçbir zaman gerçek rüşvet talepleriyle karşılaşmadığını ifade etti. Başka bir kuruluş ise Türk inşaat şirketlerinin “çok itibarlı” olduğunu belirtiyor. Bu sektörlerdeki şirketler yabancı rüşvet riskinin farkında olduklarını belirtirken, bir savunma şirketi “yetkililere ödeme yapılmasına gerek olmadığını” belirtiyor. Pek çok şirket, Sözleşmeye Taraf olan diğer ülkelerdeki rüşvet yasalarından bahsediyor. Ancak hiçbiri şirketlerinde, yüksek riskli olanlar da dahil olmak üzere diğer ülkelerdeki operasyonlarında yabancı rüşveti önleyen herhangi bir önlemi açıklamıyor.

Kara paranın aklanması ile yabancı rüşvet arasındaki hukuksal bağ somut ve ortada. Türkiye’nin, gerek resmi kurumları, gerekse özel sektör kuruluşları da içine alacak şekilde bu konudaki yetersizliği Rapor boyunca bir çok yerde dile getiriliyor.

Böyle bir durumda “gri liste”den çıkabilmek için kripto varlıklara ilişkin yasal düzenlemenin nasıl yeterli olacağı ise fazlasıyla izaha muhtaçtır.

Çiğdem Toker’in yazısı