Can Ataklı: Bahçeli yine önce Erdoğan'ı dövüp sonra övgü yağdırdı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Salı ve çarşamba günleri Meclis’te grup toplantıları günü, biliyorsunuz.

Salı günleri MHP, DEM ve CHP grupları toplanıyor.

Çarşamba ise AKP ve İYİ Parti’nin günü.

Bahçeli dün, ilk kez grup toplantısındaki konuşmasını oturarak yaptı.

Toplantı 15 dakika geç başladı. Söylenenlere göre Bahçeli’nin toplantı öncesi bir tansiyon sorunu ortaya çıkmış.

Bahçeli oturarak da olsa yine esti gürledi.

Mutlaka dikkatiniz çekmiştir. Bahçeli bu grup toplantılarında mutlaka iktidara yönelik bir eleştiri getiriyor ama sonra iş övgüye dönüşüyor.

Dünkü konuşmasında da İsviçre’deki, Ukrayna barış görüşmesine Fener Patriği’nin katılmasını ağır dille eleştirdi.

Rusya’nın bu toplantıya davet edilmemesini yanlış bulan Bahçeli “Zirvede Türkiye’nin egemenlik hukukunun yok sayıldığını” belirterek şunu söyledi:

“Fener Rum Patrikhanesi’nin statüsü bellidir. İdari açıdan Fatih Kaymakamlığı’na bağlı olmakla birlikte seçilmiş patrik Türk vatandaşıdır. Türkiye’de Konstantinopolis diye bir yer yoktur. Tam tersini iddia edenler Bizans sevdalısıdır. İstanbul’u ikinci Vatikan’a dönüştürmeye kimsenin gücü yetmez. İstanbul milli ve manevi namusumuzun timsalidir. Ekümenik kartını devreye sokanlara, mukabele ve mukavemet göstereceğiz. Asla boyun bükmeyeceğiz, hakikati savunmaktan geri adım atmayacağız.”

Fener Patriği’nin bu toplantıya katılmasına izin veren bizzat AKP iktidarı değil mi?

Önce bu ağır eleştiriyi yapan Bahçeli, konuşmasının sonunda ise yine Cumhur İttifakı güzellemesi yaparak bakın ne dedi:

“Şaibeli devrimciler, tatlısu kurnazı eski tüfekler, yozlaşmış elitler geceli gündüzlü operasyon yürütmekte. Cumhur İttifakı, Türk milletinin ruh köküdür ve kararlılıkla yoluna devam edecek.”

Ne diyeyim, bizim kültürümüzde var Mehter Takımı gibi iki ileri bir geri adım atmak.

Can Ataklı’nın yazısı