Ayşenur Arslan: Habertürk'te onca reyting ama sıfır gazetecilik

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ahmet Selim Kul ve onun nezdinde tüm gazetecilerin / gazeteciliğin aşağılandığı program, onun veda etmesine bile fırsat verilmeden bitirilmişti.

Onca reyting.. Ama sıfır gazetecilik..

Onca ima, iddia.. Ama sıfır netlik..

Hem Habertürk’e hem de Koç ve Yıldırım’a kötü haber. İzlenme oranları yanıltmasın. İzleyiciler ne tartışmanın kalitesini beğenmişti, ne de iki ismin tutumunu.

Ortaya atılan -doğrusu sonrasındaki yorumlar olmasa katiyen anlayamayacağım- bazı iddialar ortalığa kötü kokular saçmaktan öteye gitmedi.

Ali Koç’a yönelik “Fetöcüler sırf bana karşısın diye seni tutuyor” sözleri mesela. Soru sorulabilse nerelere varacak bir konu iki “mırmır” ile geçti gitti.

Ya da borsada manipülasyon iması.. Ekonomi gazetecilerinin imanın çok ötesindeki bir “haberi” dava konusu olurken, o mesele de yine “mırmır da mırmır”…

Üstü kapalı mesajlar havada uçuşurken Ali Koç’un “DIŞARISI KURTLAR VADİSİ GİBİ” sözlerini de ancak ertesi gün çözebildik. Meğer iki ismin ekibi yayın öncesinde gerilmiş. Koç ekibinin başındaki Acun Ilıcalı da hem gerginliğin dozunu tayin etmiş hem de Koç’a mentorluk yapmış.

Ya Mehmet Uçum muhabbeti? İki ismin de “yakini” olduğunu anladık. Anladık da, hangi gerekçeyle, neden gündeme getirildiğini anlamadık!

Hele Uçum’un Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olduğunu bilmeyen izleyici hiçbir şey anlamadı.

Ama inanın bana, yakında daha çok kişi her şeyi daha net görüp anlayacak.

AKP’nin siyaseten çöküşe geçtiği ve bu yüzden “normalleşme” diye yanına yeni destekler aradığı.. Karşısında da siyaseti “şeffaflık” ilkesiyle yürüten Özgür Özel’in yükseldiği bir süreçteyiz.

Elbette ölmekte olanın hala direndiği, gelmekte olanın önünde de epey yol olduğu bir süreç bu.

Aslında hiçbir şeyin konuşulup tartışılmadığı bir program tüm zamanların rekor tablosuna adını yazdırmışsa birilerinin durup düşünmesi lazım.

Siyasilerin de.. “Patronların” da.. Elbette medyanın da..

Ayşenur Arslan’ın yazısı