GEÇEN hafta Üsküdar’daki Valide-i Cedid (Gülnuş Emetullah) Camii’nin sükûnet dolu avlusunda sayıca fazla olmayan ama hüzünlü bir dostlar kalabalığı bir yılı aşkın süredir komada olan Özlem’i uğurladık.
Özlem çok genç yaşta inanılmaz yetenekleriyle ortaya çıkmıştı. Birkaç ay içinde bir lisanı okuyacak kadar öğrenirdi. Bunların içine Yunanca gibi diller de dahildi. Daldan dala atlayan bir tarihçiydi. İspanya – Osmanlı ilişkileri ve denizcilik üzerine yazarak başladı. Halil İnalcık Hoca’nın talebesiydi. Mutfak kültürüne kadar çalıştı. Büyük hızla yazardı, 20 kadar kitabı vardır. Kısa bir ömür için verimli bir hayattır.
Bütün bunlara rağmen Türk akademik hayatının onu yeterince değerlendirdiğini söyleyemeyiz. Bizim akademi dünyamız farklı olanı kabul edemiyor. Oysa dünyayı biraz tanısalar, Özlem gibi renkli karakterleri daha çok severler. Çalıştığı vakıf üniversiteleri de bu fasit kuralın istisnası olmadıklarını gösterdiler. Geçenlerde Avusturya’da bir Hammer seminerindeydim. Özlem gibi farklılar o kadar azdı ki… Hayatını kazanmak için tur rehberliği bile yaptı. Ölümü de bundan dolayı İsviçre’de bir kaza nedeniyle sona erdi.
Çok zeki ama bir yanıyla çocuk kadar saf duygulu bir insandı; hayatımda son derece içimi acıtan bir meslektaş ölümü olduğunu söylemeliyim. O, akademinin harika bir çocuğuydu ve çok sevimliydi. Hep özleyeceğiz…