Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın adliyede rehin alındığı ve kanlı bir operasyonla sonlandırılan eylemin ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere iktidar çevreleri tarafından yaşanan ölümlerin sorumlusu gibi gösterilen ve adliye girişlerinde zorla aramaya tabi tutulan avukatlar bir açıklama yayımladı.
“Asıl sorun ‘güvenlik’ değil toplumsal barış” denilen, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, Hukukta Sol Tavır Derneği, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar (ÖDAV) ve Özgürlükçü Hukukçular Derneği imzalı açıklamada, Türkiye Barolar Birliği, yargıç-savcı örgütleri ve tüm hukuk örgütlerine kara propagandaya karşı durma çağrısı yapıldı.

İmtiyaz değil savunma hakkının teminatı
Erdoğan ve Davutoğlu tarafından ardı ardına yapılan açıklamalarla, yaşanan olayın arka planında ‘avukatların ayrıcalıkları’ olduğu algısı yaratılmaya çalışıldığını savunan hukukçular, somut hiçbir bilgi ortaya konmadan avukatların hedef gösterildiğini kaydetti.
Açıklamada, hukukçuların adliyeye girerken üzerlerinin ve eşyalarının aranmamasının şahsa verilmiş bir imtiyaz değil, müvekkillerinin/halkın savunma hakkının teminatı olduğu ve bunun yasayla korunduğuna dikkat çekildi.
Asıl sorun ‘güvenlik’ değil toplumsal barış
“İktidar ve yandaşları, “adliyede güvenlik” bahanesini kılıç gibi üzerimize sallıyor. Sokaklara da X Ray kurabilir miyiz? Ya toplu taşıma araçları, evlerimiz?” diye soran hukukçular asıl sorunun ‘güvenlik’ değil toplumsal barış olduğunu vurguladı.
Mesele avukatların haksızlığa boyun eğmelerini sağlamak

Başbakan Davutoğlu’nun, Anayasa’ya meydan okuyarak bundan böyle sokağa izinsiz çıkana bir dakika bile müsamaha gösterilmeyeceğine yönelik sözlerinin hatırlatıldığı açıklama şöyle devam etti:
“Mesele suçu gizlemektir, mesele yurttaşları korku paranoyasına sokup haklarını kullanmaktan vazgeçirmektir. Bu hakları biz avukatlar temsil ettiğimizden ilk önce bize saldırılıyor. Mesele avukatları temelsiz bir suçluluk duygusuna sevk ederek her türlü haksızlığa boyun eğmelerini sağlamaktır.”
Baro başta olmak üzere tüm hukuk örgütlerine çağrı
Hakim ve savcıların rehine krizinin yaşandığı 31 Mart günü meslektaşlarının sağ kurtulması için aktif bir çaba/en azından bekleme tavrı içine girmektense, meseleyi kolluk güçlerine bırakmakla eleştirildiği açıklamada, bu ‘tercih’in vicdani bir eksiklikten ziyade örgütsüzlükten kaynaklandığı savunuldu.
“Bu koşullar altında, avukatlara, cumhuriyet savcılarına ve yargıçlara düşen, korku paranoyasına düşmeden, asıl sorunu tespit ederek örgütlü ve onurlu bir duruş sergilemektir” denilen açıklamada Türkiye Barolar Birliği başta olmak üzere tüm hukuk örgütlerine bir arada tutum alma ve yapılan kara propagandaya karşı çıkma çağrısında bulunuldu.