Çiğdem Toker: Köpekleri yasa çıkarak öldürmek, toplumsal sorunlarımızı azaltmaz, büyütür

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bir şey anlatırken kullanılan dil, seçilen sözcükler, sadece anlatılan konu değil, anlatıcı, aktarıcı hakkında da fikir verir. Örneğin bir canlı türünün hayatına plan ve program dahilinde, kasten ve taammüden son verilmesini “uyutma” diye tarif etmek, bu tanımda karar kılan zihniyetin riyakâr ve maniplatif olduğunu düşündürüyor.

Öldürme amaçlı enjeksiyon işlemini “uyutma” gibi insani, yumuşak bir kelime seçerek anlatmanın başka bir izahı yoktur. Dahası, amacı ve sonucu öldürme olan bir işlemi, kanun maddesine “uyutma” diye yazmak, kelimeyle tuzak kurarak meşruiyet devşirmektir.

Söz konusu yasa taslağı maddesinin yazımına çalışanlar, enjeksiyon ile öldürme işlemini “uyutma” kelimesiyle tanımlayanlar, sahipsiz köpeklere yönelik planlanan bu işlemin kamusal yararına güveniyorsa, başka sözcüklerin masumiyetinden medet ummak yerine açık açık doğru kelimeyi kullanmalı.

(Bu arada kanun koyucunun hakkı büsbütün de yenmemeli. Taslak metinden yansıyan haberlere göre, önce 30 günlük sahiplendirme süresi tanınacakmış. 30 günde sahiplenme olmazsa “uyutulacakmış” köpekler.)

Bu hazırlığın amacı, başıboş köpeklerin sebep olduğu ölümlerdeki artış olarak açıklanıyor. İnsan olan kimse, sahipsiz köpeklerin insanlar için tehlike oluşturmasını savunmaz, savunamaz.

Ancak böyle bir sorun, adeta toplu bir köpek kurban törenine hazırlanır gibi başıboş köpekleri öldürerek de çözülemez. Canlılardan söz ediyoruz. Dünyayı birlikte paylaştığımız canlılardan.

Karar vericiler ne kadar farkında bilmiyorum ama köpekleri yasa çıkarak öldürmek, toplumsal sorunlarımızı azaltmaz, büyütür.

İnsani ve vicdani bir çözüm bulunması ve buna ek olarak asıl derdi yoksulluk olan toplumun bir de köpeklere yönelik “uyutma” katliamı üzerinden kutuplaşmasıyla sonuçlanacak girişime karşı durmak gerekiyor.

Çiğdem Toker’in yazısı