Ken Loach'un 'veda mesajı': Umudunuz varsa özgüveniniz de vardır

Siyasi filmleriyle bilinen İngiliz yönetmen Ken Loach, “Son filmim” dediği (Umarız sözünü geri alır) ‘The Old Oak’ta mülteci krizine odaklanıyor.

Ken Loach, 87 yaşında. Fotoğraf: The Observer.

87 yaşındaki Loach, 60 yıllık kariyerinde Britanya’daki köklü toplumsal değişimlere tanık oldu. Nitekim filmlerinde işçi sınıfını, sendikalaşmayı, grevleri ve sosyal hareketleri anlattı. 

Hollywood’un cazibesine direnerek alışılmadık tarzlarda, amatör oyuncularla ve yerel lehçelerle filmler yaptı. Yıldız oyuncuları ve yüksek bütçeleri elinin tersiyle itti, işçi sınıfının yaşamına odaklandı. 

BBC Future’un haberine göre, ‘‘İnsani bir temas, bir şeyleri paylaşarak birbirinden destek almak… İşte bu yardımlaşma duygusu uyanmaya değer yapar sabahları. Size umut veren de budur’’ diyen Loach, son filmi ‘The Old Oak’ta yine siyasi bir olayı işliyor: Mülteciler. 

Başrollerde bir itfaiyeci ve Suriyeli kadın

Loach, bu filmde de amatör oyuncularla çalışmayı tercih etti. Öyle ki başrollerde eski bir itfaiyeci Dave Turner ve beyazperdedeki ilk rolüne soyunan Suriyeli Ebla Mari var. 

2016’da kaderine terk edilmiş eski bir maden köyünde geçen film, ‘The Old Oak’ adlı barın sahibi TJ Ballantyne’in bölgeye getirilen Suriyeli mültecilerden Yara isimli bir kadınla tanışmasıyla başlıyor. 

İkili, topluluklarını bir arada yaşatabilmek için mücadele veriyor. Ayrıca yerel halkın yabancı düşmanlığıyla alevlenen kültürel çatışmayla baş etmeye çalışıyorlar. 

Loach bu filmle aynı zamanda son iki filminin geçtiği İngiltere’nin kuzeydoğusuna geri dönüyor. 

Fotoğraf: Joss Barratt/Sixteen Films

Yönetmenin İngiltere’deki sağlık sistemine keskin bir eleştiri yönelttiği filmi ‘Daniel Blake’, 2016’da Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye almıştı. 2019’da kısa süreli iş ekonomisinin (gig economy) perişan ettiği bir aileyi anlatan ‘Sorry We Missed You’ çıkmıştı. ‘The Old Oak’ ise kuzeybatıda geçen üçlemenin son filmi.

Suriye’deki savaştan kaçan mültecilerin İngiltere’nin yoksul eski sanayii bölgelerine getirildiğini anlatan Loach şöyle diyor: ‘‘Böylece kaderine terk edilmiş topluluklar ile savaştan kaçanlar bir anda beraber yaşamaya başladı. Filme başlarken şu soruyu sordum: Bu iki topluluk beraber yaşamanın bir yolunu bulabilir mi?’’

Filmin ana karakteri TJ, bir yandan eski karısı ve görüşemediği oğluyla uğraşırken bir yandan da işlettiği barı ayakta tutmaya çalışıyor. Yara’nın gelişiyle eski madenci kasabasının bir zamanlar övündüğü dayanışma duygusunu hatırlıyor. 

Benzer şekilde Yara, kasabadaki eski madencilerin zorlukları ile kendi topluluğunun başına gelenler arasında benzerlikler buluyor. 

Aralarındaki bu bağ sonucunda TJ, barın arka odasını mültecilere ve zor durumdaki yerellere açıyor. Ancak TJ’in müşterileri mültecilere karşı ırkçı ve düşmanca bir tavır alıyor.  

‘Ayrımcılığın tohumlarının nasıl ekildiğini anlamaya çalıştık’

‘‘Güç kimde? Ona nasıl muhalefet edebiliriz? Dünyayı nasıl daha adil bir yer yaparız?’’ gibi soruların kafasında dönüp durduğunu söyleyen Loach’un senaristi Paul Laverty, filmdeki ’The Old Oak’ adlı barı şöyle anlatıyor: ‘‘Bu barı insanların birlikte sorgulayabildiği ve dünyadaki öfkenin kaynağını aradığı halka açık son yer diye düşündük. Barın bir geçmişi, bir karakteri vardı. İnsanları şeytanlaştırmak yerine ayrımcılığın tohumlarının nasıl ekildiğini ve umudun nasıl tükendiğini anlamaya çalıştık.’’

Kariyerinin 60’ıncı yılını tamamlayan Loach, ‘‘Umudun siyasi olduğunu düşünüyorum. Eğer hüsnükuruntu yerine umudunuz varsa ilerleyecek özgüveniniz de vardır’’ diyor.

Loach’un son filmi ‘The Old Oak’, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) bu yıl 22’ncisini düzenleyeceği Filmekimi’nde ‘Umudunu Kaybetme’ adıyla gösterilecek.