Cumhuriyet gazetesi, geçtiğimiz cumartesi hayatını kaybeden Türkiye edebiyatının çınarlarından Yaşar Kemal’in gazetedeki ilk yazısını yayımladı.
Kemal’in, 1951-1963 arasında Cumhuriyet gazetesinde birçok röportajı ve fıkrası yayımlanmış, 2011 yılında Kemal’in röportajlarından bir seçki ‘Röportaj Yazarlığında 60 Yıl’ adıyla kitaplaştırılmıştı.

Bugün cenaze töreni gerçekleştirilen Yaşar Kemal’in 1951 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Diyarbakırdaki göçmen köylerini gezerken neler gördüm?” başlıklı yazısı şöyle başlıyor:
“Köydeki geçim seviyesi sıfırdan daha aşağı. Ben, bunu rakamlarla tespit ettim. Yerim dar olmasaydı teker teker sererdim gözünüzün önüne. Görüp şaşardınız. İnsanoğlu ne kadar ağır şartlar altında yaşayabiliyormuş. Gene köyün geçim durumunu kaba tarafından gösterivereyim.
1939 yılında Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin bir kısmı da Diyarbakır ovasına yerleştirilmiştir. Ben, Diyarbakır köylüklerini gezerken, en çok bu göçmen köyleri üzerinde durdum. İşte bu yazım, onların hazin maceralarını anlatır.
Hikâye:
Yer, Diyarbakır’ın 21 kilometre doğusunda Ambar çayının kenarındaki köprübaşıdır. Buraya üzeri kiremitli, iki göz, bir de ahır ile 94 ev yapılıyor. Kuruluş, plan üzerine ve gayet güzel. Bir tepenin yamacı. Bu 94 eve 500’den fazla göçmen koyuyorlar. Köyün adı da Köprübaşı oluyor.
Hükümet göçmenlere, birer çift öküz, birer pulluk, tohumluk -tohumluğu beş yıl üst üste veriyor- bir yıl süresince de büyüklere 20 kilo, küçüklere 10 kilo olmak üzere buğday veriyor. Bir defaya mahsus da birer kilo zeytin dağıtıyor. Otuzar dönüm de toprak tevzi ediyor. Buraya kadar olanına güzel diyelim. Kör topal idare edilir diyelim. Ya sonra? İşte orası kötü. Orası yürekler acısı.
Yaz ayları… Diyarbakır ovasının o insanı yakıp kavuran sarı sıcağı… Kuşlar bile dökülüp kalıyorlar sıcaktan. Sivrisinek bulut misali. Su yok. Ambar çayının üstüne çeltik ekmişler. Çeltiğin ayakları çaya dökülüyor. Su, bu sebebden, sarı, zehir gibi akıyor. İçen bir daha doğrulamıyor. Gitti gider! Başka da su yok. Kuyuların suyu var ya, o daha kötü. hem de kuruyor. Hastalanmadık kimse kalmıyor göçmenlerden. Geldiklerinin birinci ayında 120 can veriyorlar kara toprağa. Herkes hasta, köy ıpıssız. Ölüleri bile kaldıran yok. Evlerde kokup kalıyorlar. Birinde iki gündür gömülemiyen bir ölüyü, köye yolları düşen iki ilkokul müfettişi defnediyor.