İlahiyatçı Ednan Aslan: IŞİD AKP'ye çok acı bir fatura çıkaracak

 

elmas topcuELMAS TOPCU

@topcuelmas

Avusturya’da bir süredir Müslüman cemaatlerin yoğun tepkisine neden olan İslam Yasası‘ bugün hararetli tartışmaların ardından parlamentodan geçti. Yeni düzenleme, ülkede yaşayan Müslüman cemaatler ile kuruluşlara yönelik yenilikler getirirken, bir nevi ‘Avusturya usulü İslam‘ anlayışının da çerçevesini çiziyor. Ayrıca yasa gençlerin radikalleşmesini frenlemeyi hedefliyor.

Biz de yeni İslam Yasası vesilesiyle konuyu, Viyana Üniversitesi Din Eğitimi Bölümü öğretim görevlilerinden Prof.Dr.Ednan Aslan’la konuştuk.  Söyleşimizin ilk bölümünde radikal İslamcı IŞİD’in temellerini oluşturduğunu savunduğu ‘şiddet teolojisi’ sorununa dikkat çeken ilahiyatçı Prof. Dr. Ednan Aslan’a göre İslamofobi kavramı siyasi İslam tarafından Batı’yla savaşı devam ettirmek için kullanılıyor.

IŞİD Suriye ve Irak’ta yenildiğinde militanlarının adresinin Türkiye olacağını öne süren Aslan, “(IŞİD) AKP’ye çok acı bir fatura çıkaracak” diyor.

Türkiye’de Diyanet’in izni olmadan hutbe bile okuyamazsın

Viyana Üniversitesi din pedagojisi bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Ednan Aslan
Viyana Üniversitesi din pedagojisi bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Ednan Aslan…

 

Avusturya ve Almanya da yeni yasal düzenlemelerle işte bu gidişleri engellemek istediklerini duyuruyorlar, ama Müslüman cemaatler, ‘Bu yasalar devletin bizi denetlemesi amaçlı’ eleştirisini getiriyor…

Bir kanun çerçevesinde denetlemek devletlerin görevi. Türkiye’de Diyanet’in izni olmadan hutbe bile okuyamazsın! Ankara size bir e-posta yolluyor ve bunu oku diyor. Yani Avrupa’da özgürlük isteyen kuruluşların aslında hiçbiri özgür değil ki! Yani ‘Biz Türkiye’nin hakimiyetini istiyoruz, ama Almanya bize bir şey demesin. Türkiye bize imamlar göndersin, istediğinde yöneticilerimizi değiştirsin, ama Almanya, Avusturya bize karışmasın.’ Bu nasıl bir anlayış?

Yanlış anlaşılmasın, ben hep özgürlüklerin genişletilmesinden yanayım, ama bunu diyen arkadaşların dürüst olduklarından şüpheliyim. Türkiye bize her hafta ne yapacağımızı söylesin, ama Almanya bize karışmasın. Böyle bir şey nasıl olacak?

Savaşın devamı için sebep arıyorlar barışın değil

Bu arada Almanya’da Müslüman cemaatlerin tüzel kişilikleri var, okullarda din derslerini veriyorlar, meslek eğitimde de dini hassasiyet çerçevesinde değişiklikler yapılıyor. Ne bileyim kasap olacak gencin sınavda domuzdan sosis yapması zaruri olmaktan çıkartılıyor. Cezaevilerinden hastanelere Müslüman din görevlilerinin manevi destek hizmeti var. Havalimanlarından parlamentolara mescitler var. Buna rağmen kendilerini kabul edilmiş görmüyorlar, hatta Batı’yı İslamofobik olmakla suçluyorlar. Neden?

Bu İslamofobiyi kim dile getiriyor? Bir Müslüman Kardeşler örgütü. Türkiye’de de Erdoğan hükümeti. Yani siyasi İslamı savunan yapılar bu suçlamayla operasyon yapıyorlar. Batı ile hesaplaşmada hissettikleri yenilgiyi hala hazmedemediler. Batı ile savaşın devamı için hala sebep arıyorlar, barışın değil!

İslamofobi: Derin bir savaşın çağdaş bir deyimi

Hangi savaşın?

Şunu kastediyorum, Batı’nın hakimiyetini eleştirmek, Batı’nın değerlerine saldırmak, işte Batı’yı farklı şeylerle suçlamak, ahlaksızlıktan tutun da birçok çirkin şeyle. Siyasi İslamın Batı ile barışmaya isteği yok, çünkü siyasi İslamın geleceği Batı ile savaşmasına bağlı. Batı ile siyasi İslamın savaşı bittiğinde siyasi İslam da bitecektir. O nedenle bu İslamofobi denilen olay derin bir savaşın çağdaş bir deyimi.

Batı’da İslamofobi yok, Müslümanlara karşı bir fobi olabilir, onların gösterdiği İslam korkutuyor. Ama bu İslam zaten beni de korkutuyor, sizi de korkutuyor, Paris’te olan olan olay her Müslümanı korkutuyor, bizim bir sürü derneğimizin Batı’da izlediği tutum da beni korkutuyor, kurdukları bir çok Kur‘an kursu beni de korkutuyor, kullandıkları pedagoji beni de korkutuyor, siyasi söylemleri beni de korkutuyor.

Batı’ya karşı savaşı meşru kılmanın yolu

O nedenle Batılı insanın bu İslamdan korkması doğal. Bu Batı’nın sorunu olduğu gibi, mevcut durumdan, İslamı böyle gösteren Müslümanlar da o kadar sorumlu. Bir de ‘İslamofobide bizim payımız ne?’, bu soru sorulmalı. Bir olay oluyor, ‘Korkmayın, bunun İslam ile alakası yok’ demekle olmuyor ki. Ben de korkuyorum dışarı çıkmaktan. Bir paket geldiğinde açarken ben de korkuyorum, içinde ne var acaba diye. Bu İslamofobi siyasi İslamın temel dinamiklerinden biri. Türkiye’deki hükümet de çok seviyor bu terimi. Batı’ya karşı sürdürdükleri savaşı meşru kılmanın yolu.

Ha bu demek değil ki Batı’da ırkçılık yok. Var. Bunu Batı da biliyor, biz de biliyoruz. Mesela PEGIDA var. Ha PEGIDA’nın da Batı ile alakası yok denilemez, çünkü var. İğneyi önce kendimize batırmalıyız. Şu sıralar bizde maalesef bir entellektüel altyapı yok. Din şu anda, belli bir siyasi kadronun elinde, onlar da Müslümanların değil de kendi ideolojilerinin geleceğini düşünüyorlar. Bu da tabii bir çok soruna alt yapı oluşturuyor.

Türkiye’deki ilahiyat fakülteleri selefileşiyor

İğneyi kendine batıran, mevcut sorunların çözümünde olumlu rol oynayacak, entellektüel Müslüman alimler yok mu?

Var, mesela Ankara’da güzel bir altyapı oluşmuştu, ama oradaki arkadaşların çoğu ülkeyi terketmek zorunda kaldı. Geçen gün Çorum İlahiyat’tan bir arkadaşımız mesela Türkiye’deki ilahiyat fakültelerinin selefileşmesinden bahsetti. Teolojinin selefileşmesi…

YÖK Batı’ya gidenlere burs vermiyor

Bu ne anlama geliyor?

Mesela felsefe derslerini kaldırıyor, belli bir teolojinin vaaz edilemsini istiyor, teoloji üzerinde düşünülmesini değil de, o teolojinin devamlı tekrarlanmasını istiyor. Yeni fikirleri İslam dışı diyerek basında, çevrede dışlıyor. Üzerlerinde siyasi baskı uygulanıyor. Çalışma arkadaşları içinde dışlıyor, YÖK dışlıyor, YÖK doğrudan yasak getiriyor vesaire vesaire.

YÖK mesela şu anda teoloji eğitiminde Batı’ya gidenlere burs vermiyor. ‘İslam dünyasına gidin’ diyor. ‘Mısır’a, Suudi Arabistan‘a, Arapça konuşulan yere gidin’ diyor, çünkü Batı’ya gidenlerin kafasının karıştığını düşünüyor.

İslam dünyasında yeni fikirleri olan arkadaşlarımız ciddi bir şiddetle karşılaşıyorlar. O nedenle bu arkadaşlarımızın fikirlerinden mümkün olduğunca istifade etmek gerekir, fakat kurumsal reform ise sadece Batı’da olabilir. O nedenle ben bu arkadaşlarımın, meslektaşların durumunu gördükçe kendimi çok şanslı, bununla beraber de büyük bir sorumluluk altında hissediyorum.

Türkiye’nin IŞİD’e karşı bir operasyon yapması mümkün değil

Türkiye’de ilahiyat fakültelerinin selefileştiğinden bahsettiniz. Avrupa’da selefi cemaatler cihatçı radikal İslamın güç aldığı, IŞİD’e en çok katılımın olduğu gruplar. Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı eski Başkanı Heinz Fromm’un: “Her selefi terörist değil belki, ama teşkilat olarak karşılaştığımız her teröristin bir selefilik geçmişi vardı“ cümlesi meşhurdur. Bu durumda Türkiye bindiği dalı kesmiyor mu? Başına radikal İslamcı terör tehdidini sarmıyor mu?

‘Peygamberimize küfrettiler’ diye Diyarbakır’da Charlie Hebdo’ya karşı 80 bin kişi yürüdü. Bu anlattığım hayali değil, gerçek. O nedenle de mesela Türkiye’nin IŞİD’e karşı bir operasyon yapması mümkün değil, çünkü IŞİD şiddetin büyük bölümünü, gücün büyük bölümünü elinde bulunduruyor. Türkiye daha şiddetin faturasıyla karşılaşmadı! Gelecek onlar daha. IŞİD üyeleri yenildikten sonra gelecekler ve geldikleri zaman da faturalarıyla gelecekler.

Şu anda nasıl ki Mısır’dan kaçan İhvan’cılar Türkiye’ye geliyorsa, Hamas Türkiye’ye geliyorsa IŞİD de Türkiye’ye gelecek Irak’ta ve Suriye’de kaybettikten sonra. Türkiye’nin de ‘gelme’ deme gibi bir tercihi yok. Nereye gidecek bu adamlar? İşte Türkiye’de onlar için sokakta yürüyen binlerce arkadaşı onlara ev sahipliği yapacak. IŞİD, yaklaşık bir yıl içinde Türkiye’ye gelecek.

IŞİD’in faturası Gülen’den farklı olacak

İyi de IŞİD’in Türkiye’ye gelmesi AKP’nin işine gelmez ki, nihayetinde AKP kendini din üzerinden tanımlıyor olsa da kapitalist bir sistemin iktidarı…

İhvan kanadını, yani Müslüman Kardeşler kanadını düşündüğüm zaman, onların beş altı televizyon kanalının olduğu ve bunların Türkiye devleti tarafından desteklendiği söyleniyor. Müslüman Kardeşler, doğrudan terör örgütü değil belki, ama Hamas olarak savaş veriyor. Haklı veya haksız, uluslararası kriterlerde de Hamas terörist. Siyasi babası İhvan, yani Müslüman Kardeşler. Onlar da Türkiye’de odaklandı.

Şimdi çok dikkatli örnek vermeye çalışıyorum. AKP, 10-15 yıl boyunca Gülen Hareketi ile beraber çalıştı. Bunun da bir faturasının olacağını herhalde tahmin ediyorlardı, muhtemelen onun planlarını da yapıyorlardı. Bir yerde patladı. Aynı sorun IŞİD’le de olacaktır.

Gülen Hareketi’yle mücadele için nasıl bir kriz planı geliştirildiyse, IŞİD’le ilgili de bir plan hazırlanacaktır. Ama IŞİD, Gülen hareketinden daha farklı bir fatura çıkaracaktır. Onlar öyle banka, emniyet gibi yapılarla değil, şiddetle hesaplaşmaya girecek. AKP’ye çok acı bir fatura çıkaracak.

Bunu, bu hükümetin bilmediğini düşünmüyorum. Akıllılarsa en azından tedbirlerini de almak zorundalar. Yoksa bu Gülen Hareketi’yle hesaplaşmaya benzemez. Çok acı, kan ve şiddeti beraberinde getireceğini düşünüyorum.

Din demek şekilcilik demek değil

Ednan Bey, inançlı biri misiniz?

Ben çok inançlıyım, dinimi gerçekten seviyorum. Günlük ibadetlerimi de yaparım düzenli şekilde. Yalnız ben şunu birbirinden ayırmaya çalışıyorum, din ile ritüeller birbirinden farklı şeyler. Benim namaz kılmam ile bir Hristiyanın kiliseye gitmesi ya da bir Budistin ibadeti arasında bir fark görmüyorum. Din başka, ritüeller başka.

Ben insanlara şunu söylüyorum, namaz içinden geliyorsa kıl, gelmiyorsa kılma. Bu Allah’ın seni zorladığı bir şey değildir, senin için hoş ise yap, ama biri diyorsa namaz yerine ben Budist tapınağında meditasyon yapmak istiyorum, onu yap. Din demek şekilcilik demek değil, din demek duygusal bir bağlantı demek. İnsanların tanrıya yönelmelerinde şekilcilik en büyük tehlike.

İslam’ın Batı’da bir geleceğinini olması en büyük idealim

Bu arada tanrı sözcüğü de tepki görüyor biliyorsunuz…

İşte benim dediğim bu şekilcilik. Mesela Malezya’da geçen günlerde adam eşcinsel diye beş yıl hapis cezasına çarptırdılar. Bir devlet adamını, Enver İbrahim‘i. Ya kardeşim bu adamın kiminle yatacağına devlet karar veremezki! İster kadınla yatar, ister erkekle yatar, çok özel, çok mahrem bir şey bu. Esasında bu din anlayışı dinin sonunu getirecek.

O nedenle ben Batı’daki Müslümanlara şunu söylüyorum, eğer biz Batı‘da İslam’ın geleceği olsun istiyorsak Batı için değil, İslam için reforme etmek zorundayız. İslam’ın Batı’da bir geleceği olması benim en büyük idealim, çünkü Batı‘daki İslam, İslam’ın Batı’daki yüzü, islam dünyasındaki değişimin de öncüsü olabilir. Bunun için de hem çalışıyorum, hem de akşamları dua ediyorum.