Rusya-Ukrayna savaşının tetiklediği enerji krizi ve küresel faizlerdeki artış küresel büyümeye dair tedirginliğe neden olmuştu. Ama korkulduğu kadar derin ve yaygın bir resesyon yaşanmadı. Yine de yurtdışında iktisadi aktivite düşük bir tempoda ilerliyor. Salgın tedbirlerini en geç esneten ülke olan Çin’de ekonominin yeniden açılmasıyla birlikte büyüme rakamları yılın ilk çeyreğinde güçlü gelmişti. Ancak, öncü göstergeler ikinci çeyrekte iktisadi aktivitenin zayıfladığına işaret ediyor. Gayrimenkul yatırımları ve sanayi sektöründeki kârlılık düşerken, perakende satışlar ise beklentilerin altında bir hızda yoluna devam ediyor. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz hafta yayınlanan verilere göre, Almanya teknik olarak resesyona girmişti. Avrupa’nın en büyük ekonomisinde üretim, 2022’nin son çeyreğindeki yüzde 0.5’lik daralmanın ardından bu yılın ilk üç ayında yüzde 0.3 gerilemişti. Geçen yıl yaşanan enerji fiyatları şokunun tüketici harcamaları üzerindeki olmusuz etkileri, Alman ekonomisini resesyona itti. Ancak, bu resesyonun öngörülenden daha cılız olduğunun altını çizmek lazım. Eğer enerji darboğazı derinleşseydi, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde ekonomi çok daha hızlı soğuyabilirdi. ABD bir süredir borç limiti kriziyle uğraşıyordu. Amerikan Senatosu, bu hafta yaptığı oylamayla 31.4 trilyon dolarlık borç tavanını Ocak 2025’e kadar askıya alan yasayı kabul etti. Böylece, hükümetin kamu borçlarını ödemek için yeniden borçlanabilmesinin önü açıldı. Eğer bu yasa geçmeseydi, kamunun sunduğu hizmetler ve ödeme taahhütleri sekteye uğrayacaktı. Hatta Amerikan hazinesinin temerrütte düşme riski vardı. Bu yasa sayesinde ABD Başkanı Joe Biden ve piyasalar rahat bir nefes aldı.