Babala TV’nin Kılıçdaroğlu ile yaptığı dört küsur saatlik programı seyretmeden, sosyal medyada programa katılan gençlerin ne kadar milliyetçi olduğuna dair yorumların seli altında kaldım.
Ekinsi Devrim Danış ve Murat Uysal’ın yaptığı bir haber sayesinde, Babala TV’deki yayına katılıp Kılıçdaroğlu’na en acımasız milliyetçi eleştirileri yönelten bir işçinin hayatına dair bir parça daha bilgi sahibi olduk. Murat adlı bu işçi, çalıştığı hastanede sendikalaşma mücadelesi vermiş. Erdoğan’a eleştirileri de olan, Yeniden Refah Partisi seçmeni bir emekçi. Ancak, hayatının binbir rengini taşıyabileceği televizyon ekranını, milliyetçi şekilde kullanmaya karar vermiş. Haber uzun ve ilginç, burada özetlemeye kalkışmayacağım. Derdim kısaca şunun altını çizmek:
En bilenmiş birkaç militan ve ideolog hariç, belirli insan topluluklarına “onlar milliyetçi” deyip geçmek düpedüz körlük. İnsanların yığınla kaygısı, umudu, korkusu, hüznü, sıkıntısı var. Bunlar aylar ve yıllar içinde defalarca değişiyor. Hatta bunların bir kısmı, birbiriyle net olarak çelişiyor. Fakat kamuda tüm görüş ve hislerini bir dakikalık bir bildiriye sığdırmak zorunda kalınca, çoğu insan “hegemonik” dediğimiz çerçeveleri devreye sokuyor. Hegemonya, çekirdeğinde zor kadar örgütlülük de olan bir hakimiyet biçimi. Hegemonik bir ideoloji bir toplumu kuşattığında, deneyimler, duygular ve düşünceler, ancak o ideolojinin süzgecinden geçerek meşruca ifade edilebiliyor.