TÜİK dün 2022’nin yoksulluk ve yaşam koşulları istatistiklerini açıklayınca o matruşka misali iç içe konumlandırılmış mekanlar geldi aklıma.
En küçükten bir büyük olandayız sanki. Arada en küçüğe sıkışmış olanlara bakıp avunuyoruz da, daha geniş alanlarda ve daha refah içinde yaşayanları görmüyoruz. Görmemiz istenmiyor ki zaten.
Durum bu işte! Öyle büyük büyük laflara, anlaşılmaz teknik değerlendirmelere gerek yok.
Vatandaş böyle yaşıyor. Hani o ikinci ve büyük sanılan mekan vardı ya, orada yaşıyor. Daha küçük yerde olanlara bakıp “Aman halime şükür” diyor, hem zaten böyle demesi için sürekli telkin bombardımanına tutuluyor ve dışarıyı göreceği pencereden de uzak durması tembihleniyor.
Olur ya dışarıdaki hayatın daha güzel olduğunu görüp imrenir ve “Ben niye iyi ısınamıyorum, ben niye çatısı akan evde oturuyorum, ben tatil bir yana memleketime bile niye istediğim zaman gidemiyorum, ben niye eskimiş mobilyalarımı atıp yenilerini alamıyorum” diye sorarsa?
Bir hakkı teslim etmek gerek; toplumun büyük bir kesiminin böyle düşünmesini sağlamada gayet başarılı olunduğu da ortada..