Elif Key: Yeni Türkiye, Van kahvaltı salonları gibi, hem kazıklanıyoruz hem doymuyoruz

BURAK ŞAHİN

buraksahin@diken.com.tr

Gazeteci ve Diken yazarlarından Elif Key’in Topağacı’nda başlayıp Galata’da devam eden, son olarak New York’a uzanan hikayesinden ortaya ‘Bize İki Çay Söyle‘ çıktı.

İletişim Yayınları Elif Key’in hthayat.com’da yayınlanan yazılarını bu kitapta toplarken, Key de araya yeni yazılar eklemeyi ihmal etmedi. Kitap az da kalsalar hâlâ cüzdanında vesikalık taşıyanlar, İstanbul’un sokaklarında kaybolmakta huzur bulanlar, tam derdini açacakken komi gelip de “Tabakları değiştireyim mi?” dediğinde komiyi terslemeyenler, Karaköy vapurunda biri açık iki çay söyleyenler için…

Bir de kitap okurken altını çizenler var. “Umarım altını çizeceğiniz kıymette birkaç kelime, cümle vardır. Kurşun kalem ya da tükenmez kalem tercihini size bırakıyorum” diyor Elif Key, çaylar müesseseden.

Fotoğraf: Mustafa Önder
Fotoğraf: Mustafa Önder

 

Kitap çayla başlıyor, rakıyla devam ediyor. Fonda Ahmet Kaya var, son şarkı Müslüm Gürses’den, bir de Nazım Hikmet kitapları… Nereden çıktı yazılarını bir kitapta toplama fikri? Okuyucuyu camında ‘Karışık kaset doldurulur’ yazan dükkanda gibi mi hissettirmek istedin?

Zor bir soru bu, o sevdiğimiz dükkanlar artık yok. O dükkanları işleten, üzerinde onun vakti zamanında Almanya’dan aldığı bir tişörtle kapıyı açan, Galatasaray Lisesi’ni bitirmiş ama Gençlerbirliği maçlarını takip eden ağbiler de artık yok. Hani girersin içeri, “Senin kaset hazır” der, “Taze çatal var al bi’ parça” der. Eğer o denize düşen günlere dair bir şey hatırlatacaksa öyle hissetsin okuyanlar da, yani umarım.

Bugünden çok çocukluk ve gençlik günlerine ait birçok hikayen. Anneannenin, anneannelerimizin hayatta olduğu günler herkes için daha mı güzeldi?

12 Eylül günü sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinde, ‘yaşasın hepimiz evdeyiz, bütün gün sokakta oyun oynayacağım’ diye zıplarken, annemle babamın içeride Kenan Evren’i dinlerken ağladığını gördüğümde zıplamayı kesmiştim. 80’lerde büyümek daha güzeldi diyemem, o günlere geri dönelim istemem.

Anneannemin, babaannemin pazar yerinde ‘Senin çocukların anarşist mi?’ diye dayaklar yedikleri günler için güzel diyemem. Hiç AVM’de doğum günüm kutlanmadı, hiç yürürken ışıklı ayakkabılarım olmadı, iyi ki bunlar olmadı, yırttıysam bir oradan yırtmışımdır.

Yeni Türkiye dedikleri de Van kahvaltı salonları gibi bir yer

Bugün neden mutlu olmayı başaramıyoruz? Neden AVM’de değil de eskici dükkanında kendimizi daha iyi hissediyoruz? Yeni Türkiye bizim üstümüzde pek tarz durmuyor, boyumuzu kesiyor, üzerindeki payetler bizi olduğumuzdan daha yaşlı gösteriyor sanki…

Biz hala akşam yemeği yerine kahvaltı edince mutlu olan insanlarız, o kadar uzakta değiliz aslında oraya. Yeni Türkiye dedikleri de Van kahvaltı salonları gibi bir yer sanki. Bildiğimiz, her zaman yediğimiz lavaşa, peynire daha fazla para vermemizi, ona inanmamızı, hep kazıklanıp kazıklanıp, ‘Güzel doyduk bugün de’ dememizi istiyor. Halbuki ne inanıyoruz, ne de karnımız doyuyor.

O alamadığımız virajları unutmayalım diye…

Kitapta Berkin var, Ali İsmail Korkmaz var, adı unutulan N.Ç. var, ‘Unutursak kalbimiz kurusun’ dediğimiz Roboski var. Yazıların seçimlerinde biraz da vicdanın hafızasını mı yoklamak istedin?

Yazıları aslında benden ziyade kitabın editörü Kıvanç Koçak seçti, yazıların daha zamansız yazılar olmasına o özen gösterdi. Vicdan hafızasını yoklamaktan ziyade zor aldığımız virajlardı hepsi, hatta alamadığımız virajlar. O virajları unutmayalım diye!

bize iki cay soyle

Ben bu ülkeyle ‘pen friend’ miydim, yazışıp yazışıp büyüyünce unutayım

İki yıl önce New York’a taşındın. Bu sırada Türkiye’de çocuklar ölmeye devam etti, gözlerini, bacaklarını kaybetti insanlar, madenci çocukları babasız kaldı. Sen bunları hep oradan takip ettin. Atlantik, üzüntüler için yutan eleman görevi görmedi sanırım? “Sen buraya bakma, oraya bak, hayatına bak, boş ver burayı” diyenlere “Gözyaşlarımızı bitti mi sandın?” diye mi cevap veriyorsun?

Ömrümün kesintilerle de olsa 40 senesini geçirdiğim bir ülkeyi iki senede nasıl ‘Hadi kendinize iyi bakın’ diye bırakacağımı düşünenleri hiç anlamayacağım. Ben bu ülkeyle ‘pen friend‘ miydim, yazışıp yazışıp büyüyünce unutayım? Ha şu olabilirdi elbette, 20 yaşımda Türkiye’den taşınsaydım, şimdi medya patronu olan sahil sunucusu çocuğu o noktada bıraksaydım, ben de arkama bakmazdım.

Gidelim, bizi geri istediği, özlediği zaman döneriz

Türkiye’de nefes almakta zorlanan kesimin artık ağzına pelesenk oldu ‘Gideceğim artık’ cümlesi. Uruguay’a, İskandinavya’ya, hatta şimdi de Yunanistan’a…  Ama gidilemiyor da bir türlü. Kitapta da dediğin gibi ‘Dertlerimiz büyüdükçe haritalar küçülür’ mü?

Gidilir de gidiliyor da, en azından şu anda bizi istemeyen bir yer burası. Bu sabah arkadaşımızı kartopu oynarken öldürdüler. Daha ne diyeyim? Gidelim, bizi geri istediği, özlediği zaman döneriz.

Bağırmaya başlasam Ebru Gündeş’le Abdülkadir Selvi arası bir şey olurum

Genelde yazılarında karşı geliyorsun, isyan ediyorsun, yeri geliyor gözyaşı döküyorsun ama bağırmıyorsun. Tartışma programlarının yüksek desibellisinin makbul olduğu, Twitter’da caps lock’ların hiç kapanmadığı şu günlerde bu şekilde anlaşılabileceğini düşünüyor musun?

Ben bağıramıyorum. Eskiden futbol maçlarında bağırırdım, şimdi onlarda bile bağırmıyorum. Bilmiyorum ki birden bire bağırmaya başlasam, işaret parmağını havaya kaldırıp, ‘Yukarda Allah var, hesabı Allah’a vericem’ diyen Ebru Gündeş’le mırmır kulağımızı kemiren Abdülkadir Selvi arası bir şey olurum mazallah, böyle iyi.

Yedi yaşındaki yeğenim “Türkiye’de yaşamayı kimseye tavsiye edemem” diyor

Kitabını yeğenin Efe’ye adadın. Sence Efe bu ülkede mutlu olabilecek mi? Hala umut var mı?

Ne Efe ne arkadaşları şu anda mutlu değil. Bir acayiplik var, farkındalar, fazla politikler, okul bahçesinde ‘Berkin Elvan ölümsüzdür’ diye koşup kendi aralarında biz nasıl ölümsüz oluruz diye konuşuyorlarmış, Efe anlatıyor.

Şiddet gösteren bir öğretmenleri var, hiçbiri anlamıyor kadını, dolayısıyla ‘Henüz 7 yaşındayım ama Türkiye’de yaşamayı kimseye tavsiye edemem’ diyor. Bir tek Efe değil, gerçekten çocuklar kafayı yedi, Neymar gibi saçlarını kestirip, ağaçlar kesilmesin diye ağlayıp, Kardeş Türküler’de halay çekip, futbol kartı değiştirip, köşe yazarlarından daha çok haberleri takip ediyorlar.

Bu ne şimdi çocukluk mu? Biz mutlu olmayı beklemeyi bıraktık, onların hala bir umudu vardır inşallah.

Başka kitap projeleri de var mı? Yoksa ‘Bir çay içip kalkacağım ben’ mi diyorsun?

Bu masaya oturmaya çok zor ikna oldum. Bir süre daha otururum herhalde, kısmet.