Zeki Gül: 'Kürt ve kuyruk' meselesi 

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Sanırım beş yaşlarındaydım. Yan komşumuz kardeşimle sokakta oynarken arada bizi evine alır, ikramlarda bulunur, masal anlatırdı. Saadet teyze, olgunlaşma enstitüsü mezunuydu. O yıllarda adabımuaşeret onlardan sorulurdu. Diksiyonu, konuşması, kıyafeti ile farklıydı. Masal anlatır, sonrasında sözü dönüp dolaştırıp “Kürtlerin kuyruğu var” derdi. Hatta kendisi de gördüğünü söylerdi. İzmir’deydik o yıllar. Kardeşimle her defasında ‘Bizim kuyruğumuz yok, o halde Kürt değiliz’ değil mi diye birbirimize sorardık.

‘Kürt ve kuyruk’ meselesi aşağılanma olarak anılagelse de, çocuklar nezdinde asimilasyonun kolaylaştırıcısı olagelmiştir. Kuyruk yoksa Türklük var! Okul yıllarındaki ‘Türk’üm, doğruyum‘ andı ya da ‘Türk’üm diyen herkes Türk’tür’ yasal düzenlemesinden daha belirleyicidir.

Saadet teyze de biliyordu kuyruk muyruk yok ama, amacı ya da kolektif menfaati neydi peki? Menfaat gereği cehalet, husumet yaymak olmasın? Şu ‘Karda yürürken kart kurt sesi, dağ Türkleri” meselesine ise hiç girmeyelim.

Zeki Gül’ün yazısı