Fantastik ve bilimkurgusal bir yıl

CAN KANTARCI*

@cankantarci

Editör, çevirmen, yazar Can Kantarcı, 2022’nin kişisel muhasebesini yaparken; David Foster Wallace’ın kült romanı ‘Infinite Jest’i nasıl ‘iğneyle kuyu kazar gibi’ çevirdiğinden, ‘Tepemizdeki Gölge’ romanının ikinci baskısından ve Türkiye’de bilimkurgu ve fantastik edebiyata olan ilginin artışından söz ediyor. Ve iyi ki çıkmış dediği dört kitapla bir online dergiyi paylaşıyor.

Kantarcı, David Foster Wallace’ın kült romanı Infinite Jest’i çevirmek gibi iddialı bir işe girişmiş. Fotoğraf: Lithub

Ne zaman ne noktada bu yöne doğru iyice evrilmeye başladı yaptıklarım bilmiyorum ama geriye, durduğum yere ve ileriye dönüp bakınca, fantastik ve bilimkurgusal olanın dolu dolu yer kapladığı bir zaman dilimi çıkıyor karşıma.

2021 sonlarında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları’ndan Ahmet Bozkurt’un davetiyle, 2022 Temmuz ayında yayımlanan İstanbul Öyküleri serisinin bilimkurguya ayrılan 3’üncü kitabına ‘İDÜK‘ adlı bir öyküyle katkıda bulundum. Bu öykü derlemesinde, yine benim gibi öyküleriyle katılan pek çok değerli yazar ile bir arada olmak, belediyenin yaptığı bu farklı yayıncılık girişiminin de parçası olmak apayrı bir mutluluk verdi. ‘İstanbul Boğazı’nın Marmara’ya açılan kısmında neredeyse birdenbire bir yabancı cismin belirmesini’ konu alan İDÜK’ün espri anlayışının pek çok okura geçtiğini görmek de aynı şekilde. 

Türkiye’de bilimkurgunun yükselişinden devam edecek olursak, bu yıl Tüyap Kitap Fuarı’yla aynı zamana denk gelecek şekilde ilk defa düzenlenen Berkol Bilimkurgu Günleri’nin her bir etkinliğinin ayrı keyifli olduğunu da söylemeden olmaz. Film gösterimleri, söyleşiler ve Türkiye’de bilimkurgu üzerine çalışan, farklı mecralarda bilimkurgu üreten insanların bir araya geldiği bu günlerin birine de ben, sevgili yönetmen Erdem Tepegöz’ün davetiyle, kendisinin Gölgeler İçinde adlı filmi üzerinden ütopya ve distopyalar üzerine sohbet etmek için katıldım.

Lezzetli bir mesel: Dracula

Daha ziyade ‘fantastik‘ olarak adlandırılabilecek bir yapıt üzerinden devam edeceğim şimdi. Yapı Kredi Yayınları’nın Kazım Taşkent Klasikler Dizisi’ne Bram Stoker’ın Dracula’sını çevirerek geçmişti bir önceki yılın önemli bir kısmı. Bu yıl tam yaz mevsimine girerken yayımlanan Dracula, bir yandan o çok iyi bildiğimiz vampir hikayelerinin en orijinallerinden biri, bir yandan da aslında eski dünya aristokrasisinin o sırada kurulmakta olan yeni dünya düzenine nasıl ayak uyduramayışına dair lezzetli bir ‘mesel.’

Dracula daha önce farklı yayınevlerinden, bazıları da oldukça iyi çevirilerle yayımlanmış bir roman. Çünkü her yeni çıkan çeviri en iyi çeviri olmayabileceği gibi, eskiden beri varolan çevirilerin de her türlü geçerli ve eksiksiz kabul edilmesi de sıkıntılı olabiliyor. Bu konuda son sözü söyleyecek olan okur diye düşünüyorum.

Gündelik hayat bilimkurgusu

2022 yılının beni ultra kişisel olarak mutlu eden bir gelişmesi ise, ilk (ve hâlâ tek) romanım Tepemizdeki Gölge’nin yayımlanmasından yaklaşık iki buçuk yıl sonra ikinci baskısını yapmasıydı. Alfa Kitap’tan 2020 yılında çıkan roman. Hatta, büyük şans eseri Alfa’da o sırada denk geldiğim ve romanın okura kavuşmasında en önemli paylardan birine sahip olan o dönemki editörüm Seçkin Erdi’nin tabiriyle bir ‘gündelik hayat bilimkurgusu.’

Bu ne demek diyecek olanlar için cevabım, romanın, başına gelen büyük haksızlıkları (!) terapistine aktarırken en ufak ayrıntıyı bile atlamayan kahramanımız Mehmet Kunduracı’nın günbegün kendini beklenmedik bir biçimde, yavaş yavaş bir bilimkurgu batağına bulmasının hikayesi olduğudur.

Her güne bir sayfa David Foster Wallece

Ve sona yaklaşırken, ‘odadaki fil’e gelelim. Geçtiğimiz sene bu zamanlar, David Foster Wallace’ın ‘Infinite Jest’ adlı romanının çevirisinde daha 200 sayfa ilerlemiştim ve romanın çevirisi hiçbir zaman bitmeyecek gibi geliyordu. Şu anda, 2022’nin sonuna gelirken 400 küsür sayfadayım ve romanın çevirisi hala hiçbir zaman bitmeyecek gibi geliyor! Çeviriye başladığımda oğlum iki yaşındaydı. Şimdi dört. Bittiğinde kim bilir kaç yaşında olacak. Ama çevirinin yarısına yaklaştığımı bilmek keyif veriyor. İlginçtir, bilimkurgusal öğeleri beklenmedik şekilde kullanan, yılların sponsorluğa çıkarıldığı ve günümüz ‘streaming‘ platformlarını biraz farklı şekilde olsa da çok önceden oldukça isabetli şekilde tahmin eden ve hemen her türlü bağımlılık – spordan sekse, yalnızlıktan yalnız kalamamaya, uyuşturucudan alkole – üzerine olan bu depresif ve bir o kadar da komik olan roman, koskocaman bir büyülü dağ. Tırmanmaya devam ediyorum.

Asıl tırmanışı tek başıma yapsam da aslında tek başıma değilim. Kitabı farklı dillere çevirmiş olan çevirmenlerle bu süreçte arkadaş olduk, ara ara onlardan fikir alıyorum. Bir yandan kitabın farklı uzmanlıklar gerektiren yerlerinde, işin benim tanıdığım uzmanlarından yardım alıyorum. Matematiktir, felsefedir, tenistir, türlü bağımlılıklardır – ne olursa.

Birkaç aya, çevirinin yarısına geleceğim. 1079 sayfanın 500 sayfası geride kalmış olacak. “Tam yarısı değil yalnız o“, diyen yapıcı insanları duyar gibiyim. Evet, tam yarısı değil ama ilk 500 sayfanın insana yaşattığı yıpratıcılıkla son 579 sayfanın yaşatacağı yıpratıcılığın aynı olmayacağını varsayıyor ve hatta hissediyorum. Ve bunda kesin yanılacağımı da biliyorum!

Her halükarda, hafta içi her gün bir sayfa yaparak kitabı çevirmeye devam edeceğim. Yani bir aksilik olmazsa, seneye 660’lı sayfalarda haberleşebiliriz. Alfa Yayınları’na selamlarımızla elbette.

Nihayet toparlarken, aslında 2022 yılında üzerine çalıştığım ancak 2023 yılında hayat bulacak birkaç şeyden bahsedecek olursam: Öncelikle, İthaki Yayınları’ndan iki çevirim çıkacak. Çevirilerden biri, yönetmen Quentin Tarantino’nun filmine eşlikçi olarak yazdığı romanı Bir Zamanlar Hollywood’da. Diğeri ise, William Gibson’ın kült bilimkurgu romanı Neuromancer’ın yepyeni bir çevirisi. Bu iki çeviri de umarım yakın zamanda okuyucuyla buluşur ve bir çevirmen için vazgeçilmezlerden olan okurun yapıcı geribildirimleriyle tanışır.

İyi ki varlar

Yazıyı da bu yıl çıktıkları ve çıkmaya devam ettiği için çok mutlu olduğum dört kitap ve bir çevrimiçi yayınla bitireceğim:

  1. Gayatri Chakravorty Spivak – Living Translation
  2. Ersin Karabulut – Journal inquiet d’Istanbul
  3. Barbara Kingsolver – Demon Copperhead
  4. Jennifer Egan – The Candy House
  5. vesaire.org

N. Can Kantarcı, 1981 doğumlu çevirmen, editör, yazar. Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisansını University of Missouri-Columbia’da ‘Amerikan kasabası ve grotesk’ üzerine yazdığı tezle bitirdi. Yazdığı ilk uzun metraj film senaryosundan çekilen ‘Son Çıkış’, dünya prömiyerini Tokyo Uluslararası Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde yaptı, yurtiçi ve yurtdışında festivallerde gösterildi. Geçtiğimiz günlerde ikinci baskısını yapan romanı ‘Tepemizdeki Gölge‘, 2020 yılında basılan bir ‘gündelik yaşam bilimkurgusu.