Başbakan Tayyip Erdoğan, Urla’daki villalar ile ilgili olarak şunu söyledi: “Bir arkadaşımın villası, senede 3–4 gün giderim.” Oysa villaların sahibi olduğunu iddia ettiği kişi ile yaptığı telefon konuşmalarından öğrendiğimiz bir mesele var: Başbakan’ın “kerimesi” söz konusu villalar ile ilgili olarak, villaları yapan Latif Topbaş ile “iç dekorasyon” meselesini uzun uzun tartışmış. Tartışma, alafranga tuvalete konulacak “bide”ye kadar uzanıyor… Dünyanın her yerinde, çok yakın arkadaşlar birbirlerinin evlerinde birkaç gün geçirebilirler, geçirirler. Bu toplumsal yaşamımızın bir parçasıdır, ama misafir gittiği yerde bulduğu ile yetinir. Mesela ben Mustafa’ya bir gün bile “Podima’daki duşu değiştir” demedim. Orhan’dan yatak odasındaki televizyonu değiştirmesini istemedim. Ben istemediğim gibi, önceden kızımı teftişe gönderip, elinde bir listeyle yapılacak işleri tespit etmesini beklemedim.
Hayatın normal akışı içinde bu tutumlar “ayıp” diye tanımlanır, “görgüsüzlüğe” kadar gider. Yargıtay’ın, Balyoz davası ile birlikte hukuk sistemimize de soktuğu “hayatın normal akışına uygunluk” içtihadı o villanın “senede üç beş gün gidilen arkadaş villasından” daha farklı bir şey olduğunu düşündürüyor bana. Daha tatmin edici bir açıklama başta Başbakan olmak üzere hepimiz için daha iyi olur.