Romantik ilişkiler uluslararası ilişkiler gibi yürümez
R

Dr. FEYZA BAYRAKTAR

info@feyzabayraktar.com

Üzerinde saatlerce konuşulsa bile rahatlıkla bir o kadar daha konuşulabilecek konuların başında hangisi gelir diye bir anket yapılsa ‘romantik ilişkiler’ muhtemelen oy çokluğuyla ilk sıraya yerleşir.

Geçmişten bugüne her daim ilgi gören konu odağında, “Hoşlanıyor mu?”, “Arar mı?”, “Başkası var mı?” sorularının yanıtları arkadaşlarla bulunmaya çalışılır, birçok kişi ise kahve fincanlarında arar yanıtları…

Neden bu kadar ilgi görüyor?

Bilimsel araştırmalara göre insanların romantik ilişkilere bu denli ilgi göstermesinin sebebi, aşık olunca salgılanan hormonların günlük yaşamda enerjiyi ve motivasyonu artırması. Başka bir deyişle beyindeki ödül mekanizmasının devreye girmesi.

Süreç şöyle ilerliyor: iki insanın birbirine çekilmesi, birlikte zaman geçirirken duyulan heyecan ve bu duyguları devam ettirme isteğiyle o insanla daha fazla birlikte olmayı arzulama.

Ancak iki insanın birbirine çekilmesi bu çekimin ille de ilişkiye dönüşeceği garantisini vermez. İki insanın birbirine çekilmesinin bir ilişkiye evrilebilmesi için gerekli başlıca şeyler şöyle özetlenebilir:  ‘yakınlık kurabilme’, yani kendini karşındakine rahatça açabilme, ‘tutku’, yani cinsel çekim-partnerini arzulama ve ‘bağlılık’, yani hayatın zorluklarını birlikte taşıma, kararları birlikte alabilme ve sadakatten ödün vermeme.

Sağlıklı bir ilişkide açık iletişim, karşılıklı duygusal aktarım ve sağlam bir arkadaşlığın olması, o ilişkinin uzun ömürlü olması için olmazsa olmazlar arasında sayılabilir.

Günümüzde romantik ilişkiler

Ne yazık ki günümüz romantik ilişkileri, hızla çoğalan fast food restoranlar zincirinin en çok tercih edilen markalarından biriymiş gibi hızlı tüketim akımının içinde yerini aldı. İnsanlar önce bir şekilde tanışıyor, sosyal medyada karşılıklı takip başlıyor. Flörtöz mesajlaşmalarla yüzde beliren gülümseme, daha sonra bir araya gelip fiziksel yakınlaşmayla devam ederken hikayenin arkası- çoğunlukla- gelmiyor.

Taraflardan biri ortadan kaybolurken arkada bıraktığı tek delil, sosyal medya hesabındaki güncel paylaşımları. 90’larda bir duygu ya da adı konmuş bir ilişki için atılan bir adımın arkasında durulamadığı zaman sıklıkla kullanılan;  “Sorun sende değil bende” ya da “Ben ciddi ilişki düşünmüyorum”  klişeleriyle dalga geçilirken artık açıklama taklidi yapmaya bile değer görülmüyor.

Bir gece önceki ‘aşk kelebeği’, ortadan kaybolmadan önce tek kelime etmeyip ölü taklidi yaparak hazırlıksız yakalıyor. Zihinde oluşan boşluklar doldurulmayı beklerken “Neden?” sorusunun cevabı havada kalıyor, bulunamıyor. Konuyu herkes biliyormuş da üzerinde durulmaya gerek yokmuş gibi, hayata bir diğeriyle devam edilmesi bekleniyor. 

İlişkiyi mi kazanmayı mı hedefliyoruz?

Bu sırada ortadan kaybolan kişinin arkasında bıraktığı ‘o herkesin bildiği çok bilinmeyenli denklem’i çözmek için arkadaşlar toplanıyor. Durum analizi yapılıyor. O masadan, içinde bulunduğumuz yüzyılın en parlak tavsiyesi olduğu düşünülen “Sal bence…” ile kalkılabileceği gibi çeşitli taktikler üzerine kurulu bir stratejiyle de arkadaş buluşması noktalanabiliyor.

“Mesaj atarsa cevap verme, beklet”, “Bir hafta bekle, eğer ses çıkmazsa sen bir bahane bulup yazarsın”, “Gittiği mekanları araştıralım, git ve tesadüfen karşılaşmış gibi yap”, “Sosyal medyada en seksi kıyafetlerinle fotoğraf paylaş ki onu bekliyormuş gibi gözükme” gibi üzerinde konuşulan belli başlı ‘taktikler’ olmakla birlikte burada asıl yapılmak istenen ortadan kaybolan tarafa ‘Seni önemsemiyorum’ mesajını göndermek. Böylece, bir gece önce birlikte çok güzel zaman geçirdiğimiz bir kişinin birden ortadan kaybolmasını, dünyanın en olağan durumu olarak kabul ettiğimizi vurguluyoruz. Aslında, yaşanan bir anı değersizleştirmeye çalışan karşı tarafın işini kolaylaştırıyoruz.

Romantik ilişkilerin uluslararası ilişkiler gibi strateji, taktik, alt mesajlarla yürüdüğü yanılgısına kapılıp ilişkilenmeyi değil de ‘kazanmayı’ hedefliyoruz. Oysa ilişkiler ne bir cephe ne bir mahkeme ne de bir futbol maçıdır. İnsanlar birbirinden hoşlanır ve duygularının arkasında durabilme ve ilişkilenme becerileri birbiriyle denk düşerse ilişki başlar ve devam eder.

İlişkiler, strateji değil, paylaşım üzerine kurulur. Yalnız, ‘tüket-at ve daha iyisini ara’ dünyasında, ‘en iyisi, en talep edileni’ olmak için insanlar da ilişkileri bir şirket gibi hedeflere giden yolda kurulan stratejilerle yönetmeye çalışır hale geldi.

Gerçekten o kişiyi mi istiyoruz?

Aynı anda birden çok kişiyle konuşma, görüşme, yakınlaşma ve birbirine değen onca insan arasında iki insanın birbirini ‘en iyi’ olarak belirleyip birlikte yola devam etmesi ve diğerlerinin hayatlarından sessiz bir şekilde çıkma, günümüz ilişkilerinin kısa bir özeti. Tabii ki herkes çoklu ilişkiler yaşamıyor ama çoklu ilişkiler yaşayan birilerine değiyor. Sonuç olarak bir başkasının filminde baş rol oynamayı isterken bir iki sahne çekildikten sonra birden senaryodan çıkartıldığını öğrenmek insana acı veriyor.

Aslında çoğu zaman kişinin kendisinden çok o kişinin bize yaşattığı duyguyu hissetmek isteriz. Onun bizi mutlu etme ihtimali üzerinden ona bir güç atfeder ve o sanal güce sarılırız. Yaşadığımız süreci anlamlandırmaya çalışırken bize değip sessizce ortadan kaybolanın ardından, “Neden gitti?” sorusunun cevabını bulursa durumu kontrol edebileceğimize inanırız. Oysa, her “Neden?” sorusu, matruşka gibi başka bir neden sorusunu çıkartır içinden. Durum analizi, karşımızdakinin analizi, kendi analizimiz derken durum kontrolden çıkar ve orada takılır kalırız.

Halbuki asıl mesele, Michelin yıldızlı restoran menülerini, fast-food restoranlarında arayıp da bulamamaktan çok farklı değil. Bulmak için doğru yere bakmak gerek. Yalnız ilk önce kendimize samimi olabilecek kadar cesur olabilmeliyiz; gerçek bir ilişki mi istiyoruz; yoksa ‘kazanmayı’ mı hedefliyoruz? Ya da sadece ihtimalleri mi seviyoruz?