TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, enflasyonla mücadele için gerekirse büyümeden taviz verilmesi gerektiğini söyledi.
Resmi enflasyonun yüzde 73,50’yle 24 yılın zirvesine çıkmasına rağmen ekonomi yönetiminden hiçbir sıkılaştırıcı önlem gelmiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati AKP’nin hafta sonu düzenlediği toplantıda ”Biz bir yol ayrımına gittik. Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik. Yoksa enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik” demişti.
Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) etkinliğinde konuşan TÜSİAD Başkanı Turan, tüm dünyada gıda güvenliğinin risk altında olduğu ve enflasyonu kontrol etmenin daha zor olacağı bir sürece girildiğini belirtti. Turan, bu risklerin hali hazırda ulaşılan enflasyon rakamları ve sığınmacı akınlarıyla Türkiye için bir kat daha zorlu bir süreç oluşturacağını söyledi.
Ukrayna savaşıyla birlikte tedarik zincirlerinde kopmaya da değinen Turan, bunun aşılması için yüksek katma değerli üretime yönelmek gerektiğini ve enflasyonla mücadelenin gerekirse büyümeden taviz verilerek yapılması gerektiğini belirtti.
Turan şöyle konuştu:
“Tedarik zincirlerinde değişme ve kopma eğilimi pandemiden daha önce başlamıştı. Korumacılık, devletin ekonomideki rolünün artması, ticaret politikalarının dış politikanın aracı haline getirilmesi gibi gelişmeleri zaten gözlemliyorduk. Ancak bu değişim ve kopma süreci pandemi ile hız kazandı, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ve Çin’de yeniden artan vakalara karşı alınan radikal tedbirlerle de ciddi bir kırılma yaşadı. Uzun dönemli çoklu krizleri yaşadığımız bu konjonktürde değişimin ne çok hızlı ne de kolay olacağını düşünüyoruz. Bu yıl Davos’ta da tartışmalara konu olan küreselleşmenin sonu, ayrışma gibi tespitlerin doğruluğunu ya da ne derece gerçeklerle örtüştüğünü bize zaman gösterecek.
Öte yandan önemli bir devri de kapatıyoruz. Özellikle 2008 Global Finansal Krizinden sonra şahit olduğumuz, ekonomileri desteklemek için yaşanan rekor parasal genişleme ve düşük faiz politikası sona eriyor. Büyük merkez bankaları öncülüğünde para politikasında başlayan paradigma değişimiyle enflasyon ile mücadelenin temel öncelik olduğu ve gerekirse büyümeden taviz verilebileceği bir döneme giriyoruz. FED’in faiz artışları ve bilanço küçültme adımları devam ederken gelişmekte olan ülkeler de buna paralel olarak faiz artışına gidiyor. Tüm dünyada finansman koşullarının zorlaşmaya başladığı bir döneme girmekteyiz.
Ekonomimizde ise geride bıraktığımız son 10 yıllık dönemde, yapısal problemlerimizin kırılganlıklarımızı artırdığını görüyoruz. Türkiye ekonomisi potansiyeli çok yüksek, reel kesimi de yaşanan şoklara karşı son derece esnek bir ekonomi. Bunların yanında güçlü bir finansal sistemimiz var. Keza nüfusumuz son derece genç ve dinamik. Tüm bu gerçekler ekonomimizi emsallerimizden de yakınımızdaki Avrupa ekonomisinden de ayrıştıran güçlü yanlarımız. Bugün geldiğimiz noktada, bu denli hızlı değişen ve bir taraftan da yeni fırsatlar sunan global koşullarda, içeride yaşadığımız enflasyon-kur-faiz döngüsünden çıkamadığımız için bu fırsatları yeterince değerlendiremiyoruz. Dünyadaki değişim hızını ve bunun sunduğu yatırım fırsatlarını arzu ettiğimiz düzeyde yakalayamıyoruz.
Rekabetçi kur ile küresel ekonomide yakalamaya çalıştığımız avantajlı konum işlerliğini kaybetmiş durumda. Artık ucuz iş gücü ile ihracatta rekabet kazanma devri, yerini yüksek nitelikli işgücüyle ve teknolojiyle yüksek katma değer yaratmaya bıraktı. Başarılı şekilde bu sürece uyum sağlayan, verimlilik artışını bu kanalla yakalayan ekonomiler küresel ekonomide alan kazanacaklar. Yeni nesil otomasyon sistemlerinin işlerin geleceği, kamu politikaları ve insan kaynağı ihtiyacında köklü değişiklere neden olması bekleniyor. Bunlara hazırlıklı olmalıyız.”