'Yönelik'e yönelme!
'

Mustafa Alp Dağıstanlı
Mustafa Alp Dağıstanlı
Gazeteci. Kitapları: 5Ne1Kim? - Gazeteciliğin Mutfağından Sansür - Otosansür Hikayeleri, Bildiğin Gibi Değil - Osmanlı, Anekdotlar: Edebiyat Tarihimizden Anılar, Tanıklıklar

MUSTAFA ALP DAĞISTANLI

mustdagistanli@tutanota.com

@MAlpDagistanli

Özellikle gazetecilerimizin ‘yönelik’ düşkünlüğünün farkındasınızdır. Bu düşkünlüğe uyup cümlemizi şöyle kurmalıydık aslında: Özellikle gazetecilerimizin ‘yönelik’e yönelik düşkünlüğünün farkındasınızdır. Yazmaya koyulan ‘yönelik’e yöneliyor.

Manzarayı göstermek için birkaç örnek:

Koruya yönelik müdahaleler 2014’te başladı.

Rusya’nın Ukrayna’yıa yönelik işgalinin operasyonunun içte ve dışta…

Bakanlıkların CHP’li belediyelere yönelik aktarması gerektiği gereken kaynağı… 

THY çalışanlarının haklarının gasp edildiğine dair yönelik tartışmalar… (Ya da ‘gasp edilmesiyle ilgili’.)

CHP avukatı Celal Çelik, sanık Onbaşı’nın Gök ve Kılıçdaroğlu’nua yönelik yaralama suçunu işlediğini belirterek…

Kimlikleri tespit edilen üç kişinin yakalanmasına yönelik çalışmalar çalışılıyor devam ediyor.

Bu medyanın RTÜK’ünde de aynı yönelimi görüyoruz:

RTÜK’ün uluslararası basını basına yönelik RTÜK tarafından yapılan düzenleme faaliyetlerini…

Hemen hemen hiçbir durumda hiç gerek yokken kullanılıyor ‘yönelik’. Acaba neden?

Bir şeyi dümdüz söylemek, sözü dolandırmamak, en sade şekilde dile getirmek makbul sayılmıyor. Laf kalabalığına yönelenler yazıya bir ağırlık kazandırdığını, herkesin becerebileceği gibi dümdüz söylemeyerek kendinden bir şey kattığını, hatta yazar kimliğini böylece kanıtladığını, yazar gibi göründüğünü sanıyor. Böyle kurdukları cümleler daha fiyakalı geliyor onlara. Büyük yanılgı! Güzel olan, bütün fazlalıkları atmak, sade anlatabilmek, ama zor.

Edip Cansever’in kendinden bahsederken yazdığı gibi, “Bir de denizsiz yapamam. Yaşamım bir kıyının yaşamı gibidir” demek kolay değil.

Bir de daha kıdemlisi var

‘Yönelik’ biraz yeni sayılır bu laf kalabalığı aktörleri arasında, ‘olan’ ise epey kıdemlidir. Birkaç örnekle hatırlayalım:

Bu hastalıktan mustarip olan Sky isimli bir kedinin sahibi olan İrem Tütüncüler ise…

Tarafı emekten yana olan iktisatçılar bir başka ışıldıyor zaten 🙂

İngiltere hükümeti, Putin’e olan yakınlığı yüzünden Chelsea futbol kulübünün sahibi Roman Abramoviç’in varlıklarını dondurdu.

Gerektiğinde misinayı parçalar, ağı deler, bedenine saplanmış olan zıpkını parçalar.

Nüfusun büyümesiyle birlikte oduna olan talep de artmaktadır.

Yine Kuşak Yol Projesi’nin en önemli ülkelerinden biri olan Kazakistan’da da Devlet Başkanı Tokayev…

Laf kalabalığından geçilmiyor

‘Yönelik’ ve ‘olan’ı sergilemeye çalıştık ama sayısız laf kalabalığı örneği gürültü yapıyor hergün. Birkaç örnek:

Serdar topa yükseklik kazandırdı. (Topu havaya dikti, yükseltti demek istiyorlar.)

Sanayiye verilen gazın yüzde 40 oranında azaltılması… (Yüzde zaten orandır.)

İsveç’e seyahat etmek isteyen yolcular ise aşı kartı ibraz ederlerse etmesi durumunda ülkeye girebilecek giriş sağlayabilecek

Baktığınız zaman

Yapılan araştırmalar, açıklamalar, tahminler…

Yaşanan olaylar, ölümler, kazalar, yangınlar…

Bu laf kalabalığı sadece yazıda kalacak değil ya, sosyal medya ortaya çıkalı beri iyice artan medya-toplum etkileşimiyle heryere yayıldı. Herkes konumuna, meşrebine, içinde bulunduğu duruma göre kah sözüne ciddiyet, resmiyet katmak için, kah kibarlık göstermek için, kah bilgiçlik taslamak için başvuruyor türlü türlü laf kalabalığına.

Nafiz Güder bir iki yıl önce Facebook’ta derlemişti bunlardan birkaçını:

Absurd diyaloglar (Kasım hulâsası)
1) -sözde- Yüksek Hızlı Tren’de, görevli, bir yolcuya:
— Bu seferin Polatlı’da duruşu yok.
(Bunu anladım: “Tren Polatlı’da durmaz” demek istiyor).
2) Ankara’da otele kayıt yaptırıyorum. Otel görevlisi:
— Sigara kullanımımız var mı?
(Bunu da anladım: “Sigara içiyor musunuz?” demek istiyor; kendisini niye dahil ediyor onu anlamadım).
3) Büyük Postane önünde telefonla konuşan genç adam karşı tarafa:
— Ben bu konulara bâkirim, boşum. Zamanım var, yapabilirim.
(Bunu anlamadım işte).
Ek: Az önce radyoda sunucu:
— Fırtına, İstanbul’da gün boyu sürmeye devam edecek.

Melih Cevdet Anday’a kulak vermekte yarar var: “Gereksiz sözlerle doldurulmuş tümceler anlamlarını yitiriyorlar, okuyan dalıyor. Oysa bir yazı, bir matematik sıralama gibi, okuyanı uyanık tutmalı, başında dalınırsa sonu anlaşılmamalı.”

DİLE GELENLER

Katkılarınız için: mustdagistanli@tutanota.com

  1. Haddini aşan nokta

Tırnak içindeki noktayla ilgili yazımıza Twitter’da bazı itirazlar, eleştiriler geldi. Eleştiri sahiplerinin yazıyı okuyup okumadıklarını bilemiyoruz. Twitter’da yazıyı şu iki cümleyi verip paylaşmıştık:

Alp “Bir nokta sorunumuz var,” dedi.

Alp “Bir nokta sorunumuz var.” dedi

  1. Nokta kullanılmalı

Ana düşünceden ayrı olan bu cümleler tırnak veya yay ayraç içinde büyük harfle başladığına göre uygun noktalama işaretiyle de bitmelidir. Aksi takdirde bu cümleleri büyük harfle başlatmak da hata olur. Verdiğiniz örnekte nokta kullanılması gerekirdi. Mehmet Kaygısız

MAD: Verdiğimiz örnekte ana düşünceden ayrı bir cümle yok, yazıda bunu anlatmaya çalışmıştık. Alp noktayla ilgili bir sorunumuz olduğunu düşünüyormuş, bunu iletiyoruz. Mehmet Kaygısız tırnakla yay ayraçı bir tutuyor, neden bir olsun? Başka başka araçlardır bunlar, her ikisi de kendi içinde farklılaşan kullanımlar gerektirir.

Bu alıntıda tırnak içinde verdiğimiz cümleleri büyük harfle başlatmak, hata olmak bir yana, şarttır, çünkü böylelikle bir başkasının cümlesini kullandığımızı belirtmiş oluyoruz. Ama büyük harfle başlamayan kimi alıntılar da yapıyoruz ve bunların birbirinden ayrılması gerekir. Mesela bir yazıda daha önce atıf yaptığımız bilimsel incelemeden bir ifadeyi alıntılayarak şöyle diyoruz: 

Dolayısıyla, “doğal afetlere karşı savunmacı yaklaşım yerine, riski yönetme ve sellerle yaşama, yaşayabilme anlayışıyla davranmalıyız”.

Ya da şöyle:

Yine Rakel Dink’in dediği gibi, “bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan” ne adalet gelir, ne demokrasi.

  1. Türk Dil Kurumu ne diyor?

Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır 🙂 https://tdk.gov.tr/icerik/yazim-k Tania Taşçıoglu Baykal

Ben kullananlardanım, eksik gibi geliyor arada tırnak içinde cümle varken sonuna nokta koymazsam. Taner Can

MAD: Türk Dil Kurumu’nda işler karışık. TDK’nin kuralına uyan kimi yazarlar sanki şöyle bir ayrım yapıyor gibi: Birinin cümlesini kullanıyorlarsa, o cümlenin sonuna, yani tırnağın içine de nokta koyuyorlar. Yok doğrudan birinin cümlesini değil de mealini ya da bir düşünceyi aktarıyorlarsa tırnak içine nokta koymuyorlar. Ama aslında böyle bir kural da istikrarla uygulanmıyor. Salah Birsel’in Halley Kimi Kurtarır‘ından örnek verelim.

… şairimiz [Enderunlu Vasıf], sonradan bu yangını “İki okkalık sepet yanınca, Tophane de iyi-kötü yandı” diye anlatacaktır.

Kitapta bu kullanıma uymayan üç örnek var, üçünde de yabancı bir yazar/düşünürden alıntı yapılmış. Birini gösterelim:

Alain ise: “Tek bir erdem vardır, o da usun kendi benliği önünde özgür olmasıdır.” der.

Bu durum karşısında ne yapacağız? Enderunlu Vasıf böyle bir cümle kurmadıysa Salah Birsel bizi kandırmış oluyor, çünkü tırnak, birinin sözlerini aktarıyorum, demektir. Mealen aktarıyorsanız bunu belirtmeniz gerekir. Ama bundan da emin olamayız, çünkü benim ‘sanki kural’ diye çıkarsadığım bir şey bu, TDK kuralı böyle bir şey demiyor. Yok eğer Vasıf’ın sözüyse tırnak içindeki, niçin Alain’in sözü gibi noktayla bitmiyor? Kısacası nedir bu kullanım farklılığı?

TDK’de uzun süre genel yazmanlık yapmış Ömer Asım Aksoy da TDK’nin bastığı Dil Üzerine Düşünceler Düzeltmeler kitabında sanki iki değişik şekilde yazıyor alıntıları. Salah Birsel’den verdiğim örneklere benziyor gibi ama benzemiyor, tamamen karışık, öyle de var, böyle de.

Yine bir TDK yayını olan çok yazarlı Dilbilgisi Sorunları‘nda iki kullanıma da rastlıyoruz… Ama Ataç’ın Dergilerde‘sini de TDK basmış, ama tırnak içinde nokta olan alıntı hiç yok! Hem neden TDK’ye uyacakmışız?! TDK kuralının karşısında büyük bir edebiyat, güçlü yazarlar var.

  1. Ya virgül ya tırnak

Alıntıyı virgülle yapıyorsak tırnağa gerek yok. Tırnakla yapıyorsak tırnak içindeki cümlenin sonuna nokta koyuyoruz, esas cümlenin sonuna da tabii ki yine nokta koyuyoruz. İşte bu kadar abicim. Billy The Kid

https://twitter.com/billy_thee_kidd/status/1513255080589467648?s=20&t=z1deQ0koJNe0Wn40_cVoBg

MAD: Billy The Kid yazıyı okumamış anlaşılan, yazıda cevabını verdiğimiz bir şeyi söylüyor. Söylesin bakalım.

  1. Virgüle de gerek yok

İngilizceden gelen alışkanlıkla ben birinciyi kullanıyorum. Anladığım kadarıyla o virgüle de gerek yok. Siz hangisini kullanıyorsunuz? Bürkem Cevher

İlk kullanımda tashih var sanırım. Herhalde tırnak içindeki virgül yanlışlıkla kullanıldı. Doğru kullanım da bence şu: <Alp “Bir nokta sorunumuz var” dedi.> Zira bir cümleye, bir nokta yeter. Serdar Erbaş

MAD: Tırnak kapatılmadan virgül konuyor genel bir uygulama olarak. Kimi dillerde virgül tırnak kapatıldıktan sonra konuyor. Bizce de virgül olmasa da olur, tırnak ayırma işlevi görüyor, durduracaksa da durduruyor sanki.

  1. Çıkış yeri

Tam dönüşüm yılını hatırlamıyorum ama net bildiğim şu: 2005’te Radikal‘de başladığımda Anadolu Ajansı bizim gibi kullanıyordu. Sonra AA tırnak içinde nokta kullanmaya başladı ve herkes oradan kopyala-yapıştır yaptığından yayıldı. Böyle saçma bir kullanım olmaz deyince, “Ama AA böyle yapıyor” itirazları geldi durdu.  Meriç Şenyüz

MAD: Biz de medyadaki çıkış yerinin  Zaman gazetesi olduğunu yazmıştık. AKP iktidarı döneminde Fethullahçıların AA’yı ele geçirdiğini biliyoruz, noktaları birleştirince Zaman‘a varıyoruz yine. Onlar da TDK’ye uymuştur herhalde.

  1. İngilizceden çevirinin yansımaları

Bir önceki yazınızda değindiğiniz ‘cansız beden’ meselesi beni de rahatsız eden bir ifade. 90’lı yıllara dek gazete haberlerinde ‘ceset’ sözcüğü kullanılırdı. Sonra sanıyorum İngilizceden yapılan haber çevirileri üzerinden bunun yanı sıra ‘beden’ de kullanılmaya başlandı ve giderek yaygınlaştı. İngilizcede ‘body’ sözcüğü hem canlı hem cansız vücut için kullanılıyor, ama Türkçede sözcük canlılıkla içkin(di), sözlüklerde hâlâ öyle, cesetin karşılığı ise ‘ölü beden’ sözlüklerde. Bunun için kimi muhabirler ve editörler ‘cansız beden’i tercih etmişlerdir diye düşünüyorum. Dilde değişim kaçınılmaz, belki kısa zaman sonra artık Türkçe sözlüklerde de beden sözcüğünün karşılıklarından biri olarak ceset de yer alacak… Bana kalsa gündelik dilde herkesin bilip kullandığı ‘ceset’ sözcüğü dururken, yerine -üstelik nüansları kaybederekten- başka bir sözcüğün anlamını kaydırarak koymaya gerek yok. Ancak şunu da biliyorum ki, dilin dinamikleri her zaman düz mantık ve rasyonaliteyle uyum içinde işlemez..

Bu İngilizceden çeviri işinin başka yansımaları da var. Eskiden duruma göre, ‘öldürdü’, ‘kurşuna dizdi‘, ‘katletti‘ diye ifade edilen eylemler, uzun süredir ‘infaz etti‘ye dönüştü. Bu da yine İngilizce ‘execute’ fiilinin yani ‘cezasını infaz etme’nin yarısını kullanmak yüzünden ortaya çıkıp sonra da bir şekilde yerleşmiş bir tuhaf kullanım.

1990’lara kadar gazete haberlerinde zengin bir kip kullanımı varken bunun giderek sadece -di’li geçmiş zamana indirgenmesi de sanırım İngilizceden çevrilen haberlerden kaynaklanan bir kullanım. Bizdeki hikâye kipleri İngilizcede olmadığı, bazı çevirmenler de metnin gelişine göre bunu aslında kullanabileceklerinden haberdar olmadığı için -di’li geçmişe yüklenip bunu bir netlik ve mutlak doğru ifade şekli olarak kabul etmiş olmalılar diye düşünüyorum; hikaye kipi ve akrabaları da bu yüzden çeviri olsun olmasın, haber metinlerinde neredeyse kullanımdan tümüyle düştü.

Diller arası etkileşim kaçınılmazdır, bu da çoğu zaman dilleri zenginleştirecek, nüanslarını daha da arttıracak yönde olur. Ancak bu birkaç örnek, her iki dile de yeterince hâkim olmayanların yarattığı fakirleşmeye ve nüans kayıplarına dair acı örnekler sanırım… Emre Yalçın