AKP, 12 Eylül’ü başarmış ideolojinin en fazla “ağzı laf yapan” muhalifiydi. Öyle olmak, partinin “alâmet-i farika”sıydı. Gel gör ki, 12 Eylül kurumlarıyla (YÖK gibi) ya da onu da içeren ideolojinin kurumlarıyla (örneğin, Diyanet İşleri) uzun boylu anlaşmazlığı, çatışması olmadı. Bu arada, yüzde on barajından ötürü de bir sıkıntı duymadığı anlaşılıyor. “Baraj düşürülsün” diyenlere “darbe yapıyorsun” diye saldırmaları, sıkıntı duymadığı gibi, barajın varlığından düpedüz memnun olduklarını da gösteriyor.
Normal, çünkü AKP’nin de kendine göre bir “tek-parti ideali” var: yani, kendisinin o “tek-parti” olması ideali. Bu ülkede “monist” olmayan bir siyasî çizgi, gelenek, kültür yok ki AKP “pluralist” olsun.
Evet, AKP’nin adına hareket ettiği ideoloji, 12 Eylül’ü yapanların adına hareket ettiği ideolojinin birçok bakımdan karşıtı olan bir içeriğe sahiptir. Ama ikisinin de paylaştığı çok şey vardır. En başta, zihinde tasarlanmış bir “ideal Türkiye” modelinin “ideal yurttaşları”nı yetiştirme ve şekillendirme “ideal”i. “Yavru yurttaş”, yumruğunu kalbine bastırmış, gözlerini yummuş, damarlarını şişirerek bağırıyor… Bu, ortak tasavvur. Ama birine göre “Türk’üm, doğruyum…” diye bağırıyor, öbürüne göre “Amentü billahi…” diye.