Paralel evrende yeni yıl hazırlıkları
P

BAHADIR KAYNAK

bahadir.kaynak@altinbas.edu.tr

Bir zamanlar Türkiye’nin en çok satan neşriyatlarından birisi Tan gazetesiydi (Türk siyasi tarihi derslerinden bildiğimiz siyasi içerikli olanı değil, 80’lerin magazin gazetesi) ve yayın stratejisini okuyucu kitlesinin tamamen şuursuz olduğu varsayımına dayandırıyordu. En çok akılda kalan başlıklarından birisi, Alman turist Helga’nın Türk erkeklerine bayıldığına dair sözde ifşaatlarıydı. Belirli bir kesim bu tür asparagas haberlerle heyecanlanıyor olmalı ki, neredeyse yeni bin yıla kadar yayın hayatını sürdürdü. Bir zamanların espri konusu yayın çizgisinin günün birinde ülkenin yönetim biçimine dönüşeceğini o zaman tahmin edemezdik elbette.

Seksenli yıllarda Türk erkeklerine içi giden Helga ve sair Alman vatandaşları günümüzde, iddialara göre, Türkiye’yi kıskanır oldular. Memleketimiz önüne geçilmez bir güç haline gelip, küresel ölçekte oyun kurar hale geldi. Elhamdülillah, dünyayı yöneten karanlık odakların en büyük baş ağrısı olduk ve sonunda dolar üzerinden kurulan oyunu da bozunca kafirleri kedere gark ettik.

Paralel evrende bu kısa gezintiden sonra şimdi de mavi gezegenimize, çok bağırıp çağırdığımız ama pek o kadar da etki yaratamadığımız gerçeklerin dünyasına geri dönüp, son bir senede neler olmuş onu hatırlamaya çalışalım. Oradan hareketle Ankara’nın uluslararası zeminde yapmaya çalıştığı şeyleri ne kadar yapabildiğini, dünyanın akışına ne ölçüde ayak uydurabildiğini de değerlendiririz.

Geride bıraktığımız gündem maddelerine şöyle bir baktığımızda aslında 2021’in pek öyle bir kırılma yılı olmadığı, ancak hayata geçmesi bugünlere kalmış birkaç olayın dikkat çektiği söylenebilir. Bunların başında Ağustos ayında NATO’nun hızlı bir çekilme gerçekleştirdiği Afganistan’ın Taliban’ın eline düşmesi sayılabilir. Trump başkanlığından beri planlanan bu süreç yirmi yıllık işgali sonlandırıp, modern dünyada hiçbir itibarı olmayan Taliban gibi bir örgüte ülkenin teslimiyle sonlandı. Biden yönetiminin ilk yılındaki en önemli icraatlarından birisi böylece Amerikalıların tası tarağı toplayıp, ‘görev tamamlandı’ hikayesiyle evlerine dönmeleri oldu. Bugün bakıldığında Afganistan’ın tüyler ürpertici bir rejimle de olsa istikrar kazanması en iyimser ihtimal gibi görünüyor. Ama ABD, Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, İran derken birçok aktörün çıkarlarının çatıştığı bir yerde o denge nasıl bulunur kafamda canlandıramıyorum. Hala Kabil Havaalanı’ndaki misyona ilişkin hevesleri olanların herhalde bir fikri vardır.

Biden yönetimini Afganistan’da vermeyi önerdiğimiz destekle tavlayıp bizim için daha önemli, yakın coğrafyalarda ABD’yle daha uyumlu çalışmayı hayal etmiştik 2021 yılında. Bunların başında onuncu yılını tamamlayan Suriye krizi yer alıyordu. Trump’un gitmesiyle ABD’de başkanla kurumlar arasındaki uyumsuzluk da giderilince, Ankara’nın liderler arası diplomasi ile işlerini halletme imkânı da elinden gitti. Sene sonlarına doğru Fırat’ın doğusundaki PYD yapılanmasının bir biçimde Suriye’nin idari yapısına eklemlenmesi ihtimali güçlenirken, ABD ve Rusya arasında Kürtlerin statüsü üzerinden bir uzlaşma emareleri artmaya başladı. Ankara’nın bugüne kadar izlediği politikalar açısından felaket senaryosu olan bu eğilimi nasıl yöneteceğini bilemiyoruz. Türkiye diğer yandan iki senedir büyük baş ağrısı yaratan İdlib’deki durumu bugünlere kadara taşımayı başardı ancak her geçen yılla beraber daha da sıkışan süreç, hükümetin 2022 yılında bu meselede yokuş yukarı mücadele etmeye zorlanacağını gösteriyor. Hele Washington’la Moskova arasındaki makas tamamen kapanırsa, 2021’i nispeten kolay bir yıl olarak bile hatırlayabiliriz.

Amerikan yönetimini yanımıza çekmeye çalıştığımız ve pek başaramadığımız bir diğer konu Doğu Akdeniz ve Ege üzerinden Yunanistan’la yaşadığımız çekişme oldu. Türkiye sene başında tartışmalı alanlardaki sondaj faaliyetlerine son verip, AB’yle olan ilişkilere sıçrama belirtileri gösteren krizi dondurucuya kaldırmıştı. Ancak bu durum, Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz yetki alanları konusunda taban tabana zıt pozisyonların yakınlaştığı anlamına gelmiyor. Bilakis Fransa gibi bir devin de desteğini alan Atina, Türkiye’nin bölgede kendi kendine yarattığı diplomatik yalnızlığı da fırsat bilip hiçbir esneklik göstermeden yoluna devam ediyor. Hükümetin Mısır’la ve biraz örtülü de olsa İsrail’le arayı yumuşatma ve böylelikle Yunanistan’ı dengeleme çabalarında şimdilik başarı sağlanamadı. ABD de Türkiye’nin pozisyonuna bir sempati göstermiyor. Bilakis Dedeağaç’ta kurulan üs Ankara’nın Batı tarafından gözden çıkarıldığı korkularına tuz biber ekti. Dahası Yunanistan, Fransız Rafale uçakları, modernize F-16’lar ile hava kuvvetlerini güçlendirirken, Türkiye bu alanda henüz somut bir mesafe kat edemedi. S-400’ler yüzünden F-35 programından çıkarılan, CAATSA yaptırımlarına maruz kalan Ankara’nın F-16’lar için talebine de henüz bir cevap alamaması, Doğu Akdeniz’de ve Ege’deki hava üstünlüğü meselesini önümüzdeki yıllar için zorlu hale getiriyor. Biden yönetimi bu konuda da Ankara’ya sırtını dönmeye devam ediyor.

Doğu Akdeniz’e gelmişken bağlantılı meselemiz Libya’daki krize de değinmemek olmaz. İşin heyecanlı kısmını, askeri boyutunu, geride bıraktıktan sonra 2021 diplomatik bir çözüm arandığı bir zaman dilimi oldu. Türkiye’nin askeri gücü Trablus’u kurtarmaya yetti ama karşısında Fransa’dan Mısır’a, oradan Rusya’ya geniş bir benzemezler grubu ülkenin Ankara’nın etki alanına girmesini engellemeye kararlı görünüyor. Bu durumda geçen hafta yapılması planlanan seçimler de yapılamadığından kriz önümüzdeki seneye pek de bir çözüm ihtimali olmadan taşınıyor. Libya, sadece bizimle yaptığı deniz yetki alanları sınırlandırması anlaşması sebebiyle değil, askeri üslerimizden dolayı da önemini sürdürüyor.

İran’la nükleer müzakerelerde mesafe alınamaması, Irak’taki dağınıklık, Bosna’da Dayton Anlaşması’nın çökme ihtimali, Kafkaslar’da Azerbaycan’ın zaferiyle biten 2020 sonbaharındaki savaşın ardından devam eden müzakereler gibi bir dizi konu başlığı daha var. Bunların da ötesinde AB ile başta mülteciler sorunu olmak üzere Gümrük Birliği’nin yenilenmesi, vizesiz seyahat gibi bir dizi gündem dondurucuda bekliyor (üyelik sürecini konuşmuyoruz bile). Ancak bütün bunları gölgede bırakacak bir sorun yeni yıla girerken tırmanmaya devam ediyor. Daha önceki yazılarda da değindiğim Ukrayna, sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın gözlerini çevirdiği bir numaralı kriz noktası haline dönüşüyor. Ruslar, Kiev’in Minsk protokollerini ihlal ettiği gerekçesiyle sınıra askeri yığınağını artırırken, Ukrayna da Batı’nın desteğini arkasına alarak, Putin’in pazı gücünü dengelemeye çalışıyor. Bu krizin tırmanması, Türkiye’nin, ABD-AB-Rusya üçgeninde sıkışmasına yol açacağı için dikkatle takip edilmesi gereken bir konu. Herhalde ‘2021’in en önemli gündem maddesi nedir?’ diye sorulduğunda da en tepeye yazılmayı hak ediyor.

Görüldüğü üzere Türkiye ne bu sene ne de bundan önceki senelerde dünyanın gıpta ettiği bir ülke olmaktan çok neredeyse bütün kriz bölgelerinin orta yerinde, fırtınalı bir coğrafyada bulunan orta büyüklükte bir oyuncu. Daha da kötüsü son yıllarda kontrol edemediği bu dış faktörlere bir de kendi yönetim hatalarını eklemiş durumda. Önümüzdeki sene nelerle karşılaşabileceğimize dair tahminlerimi bir sonraki yazıda ele almaya çalışacağım ama bu sene olan bitenler ve mevcut duruma ilişkin fotoğraf da üç aşağı beş yukarı bu. Tan gazetesinin üslubuyla ifade edecek olursak, Helga’nın Türk erkeklerine bayıldığı falan yok, kalkıp yüzümüze soğuk su çarpmak en doğrusu olacak.