Davutoğlu, düşünce ve inanç özgürlüğünün sade ve genel kabul görmüş ilkelerinin getirileceğini söylemedi, ”eşit vatandaşlık” dedi. Lafı seyitlere (Peygamber soyundan gelenlere) getirdi. Alevi anlayışını taşıyan seyitlerin nerede birleşebileceklerini sordu ve sorusunu kendisi cevapladı: Seyitlerin sonuçta varacakları yerin aynı peygamber olacaktı! Yani bizim dini inancımızda ayrılık olamayacağını, aynı peygambere varacağımızı açıkladı!
Alevi anlayışının diğer mezhep mensuplarıyla aynı yerde birleşeceğini, zaten temelde farklı olamayacakları açıktı, önemli bir fark yoktu! Alevilerin ayrışması için bir neden de yoktu! Sayın Davutoğlu, başbakan olarak değil, bir din adamı, ilahiyat hocası gibi düşünüp, konuşuyordu; ayrılığın olmaması gerektiğini anlatıyor, var olan ayrılığı görmek istemiyordu. Asırlardır milyonlarca insanın yaşadığı olayları atlayıp, ne zaman varılacağı belli olmayan bir sonuçtan bahsediyordu!
… Oysa başbakanlar, inanç farklılığının olmadığına değil, devletin inanç ve inanç farklılıklarının hükümet işi olmadığına, o farklılıklara devlet adamlarının aynı mesafede bulunmaları gerektiğine inanmalıdırlar. İnanç ve düşünce özgürlüğü için, bin yıl öncesine gitmeye gerek yok, kurallar belli, bizim kurallarımız düşünce ve inanç özgürlüğünü öngörmüyor, bu söylensin bu yeter!