Modernliğin “iki temel unsuru”ndan “merkezileşme”yi benimseyen, “farklılaşma”yı ise yok sayan; yani merkezileşmenin katalizörü olan bireyleşmenin önünü tıkayan, buradan hareketle devlet dışında özerk alanların oluşumunu dışlayan bir modernlik uygulamasıyla ikiye katlanan bir travma…
… Çatışma zihinlerde, şarkın fiili otoritesi ile Batı’nın hayali bireyi arasında yaşanmıştır. Ülke hayali olandan uzaklaştırıldıkça içine kapanmış. Fiili olana yaklaştıkça kaosla tanışmıştır. Bu öykü yıllarca böyle sürdü. Hala sürüyor. Ama ciddi kırılmalar da yaşıyor.
Mevcut siyasi iktidarın bir çok noktada bu gelenekten kopmaya çalışması, bu gelenekle mücadele etmesi buna örnek. Ancak bu geleneğin siyasi iktidar açısından direnç, tekerrür noktaları pek çok. Devletin tahakkümünün yerini özerk alanları emen siyaset hükümranlığına bırakması da ters açıdan bir örnek. Ayrıca siyasi iktidar tek kıstas değil.
Ülke, siyasi iktidar kadar siyasi ve toplumsal muhalefetiyle, basınıyla, sivil kurumlarıyla değişimi solumadıkça yol almak kolay olmuyor.