Bakın asıl acıklı ve korkutucu olan şudur… Dindarlığı ve her köşeye İmam Hatip açmasıyla nam yapmaya gayret gösteren iktidar partisi Gezi’deki hoyratlığıyla, yolsuzluk iddiaları ve bu iddiaların örtbas edilmesiyle, başka bir dindar cemaatle giriştiği süfli kavgayla, bu iki dindar grubun birbirlerine yaptığı kumpaslarla, tuzaklarla çok şey kaybetti.
Dünyaya ılımlı İslam dersleri veren bir topluluğun telekulak olduğunu, “Çok ezildik ey halkım, şimdi dinimizi rahat yaşayacağız, halkımızın hizmetindeyiz” diyen bir iktidarın ‘haram olan herşeye’ bir kılıf takıp takıldığını gören bir ortalama insanın siyasi İslam ile ilgili hiçbir çıkarım yapmadığını mı zannediyorsunuz? “Yiyorlar ama çalışıyorlar” pragmatizminin insanlık ve Müslümanlık terazisini daha ne kadar kaldıracağını sanıyorsunuz?
İşte bir fırsat vardı. Dindarlığın, bir grup imtiyazlı ve zenginlikten şişmiş ‘dindar’ tarafından tarumar edilen imajını düzeltebilecek bir adam vardı: Müezzin Fuat Yıldırım. Gezi hatırasıyla bir noktada buluşulabilirdi. Tüm baskılara rağmen yalan söylemeyen din adamının hakkı teslim edilebilirdi. Hazır özürlerden söz açılmışken mesela bu müezzinden özür dilenebilirdi.
Yok ama daha da batmak mümkünmüş.