Bir anda patlayan “istenmeyen adamlar” krizi belki dindi, ama böylesi görülmedi.
Meydan okuma ve akıldışılık bu seviyeye, bu şekilde hiç çıkmadı.
Cumhurbaşkanı (…) yalnızlaşmayı, Venezuela olmayı, bunun ülkeye, ülke vatandaşlarına getireceği ağır ve telafi edilmez bedeli göze alabildi.
Asıl önemlisi, bu kararı, sıkça olduğu gibi bir anda, bir uçak seyahatinde, bir basın toplantısında, bir konuşmada, kimseye danışmadan, hiçbir kuruldan geçinmeden, devlet aklı ve belleğini hiçe sayarak kendi başına verebildi.
Söz konusu olan ülke adına bir satranç hamlesi değil, bildik bir harakiri girişimiydi.
Bu adımı atarken ülke liderini nelerin hareke geçirdiğine artık şüphe yok:
Güç saiki, meydan okuma güdüsü, milliyetçi seçmen tahkimatına yönelik faydacı refleks.
Böylesi, Türkiye’de çok parti döneminden başlangıcından bu yana gerçekten görülmedi.
Bu, aslında, kolektif aklın ve demokrasinin gerecek anlamda iflasıdır.
Siyasi karar süreçlerinin çalışma biçimi ve siyasi kararların alınma nedenine dair bu tortu, kalan en az kriz kadar önemlidir ve simgeseldir.
Güçlenen Erdoğan tarzı ve otoriter anlayışıdır.
Esasıyla, usulüyle, gürültüsüyle demokrasi merdiveninde bir basamak aşağı daha indik.