
M. MURAT KUBİLAY
mmkubilay@gmail.com
En nihayetinde, uzun süredir beklendiği üzere, tüketici enflasyonunda kalıcı düşüş başlamamışken, hatta zirveden düşüşe geçildiği dahi teyit edilmemişken TCMB politika faizlerinde indirime başladı. İndirimlerin bundan sonraki sıklığı ve büyüklüğü meçhul; yayınlanan karar metni tatmin edici bilgi sağlamıyor. Geçmiş deneyimlerse ikiye ayrılıyor; bir tarafta iktisat bilimiyle uzlaşmayan, diğer tarafta en nihayetinde bu bilime teslim olan kararlar.
Birikimler TL’de tutulduğunda hem resmi hem de hissedilen enflasyona karşı kayıp yaşanması ve üstüne faiz indirilmesi neticesinde döviz kurlarında beklenen yukarı yönlü hareket kısmen gerçekleşti. Bununla birlikte yerli yatırımcıların asıl beklentisi dolar kurunun hızlı bir şekilde iki basamaklı düzeye çıkması.
Öncelikle bu durumun hiç de zor olmadığını belirtelim. TCMB anketine göre önümüzdeki bir yıla ilişkin enflasyon beklentisi yaklaşık yüzde 13. Mevcut kur seviyesi 8,85’in üstüne yüzde 13 yükselişle (ABD enflasyonunu göz ardı edelim) 10,00 TL’ye kolaylıkla ulaşılabilir. Zaten Haziran 2022 sonu vadeli dolar kuru da bu düzeyde. Yani kurda yukarı yön beklemek kolay ve bunu öngörmek bir kehanet değil.
Yine de bir noktanın unutulmuş olma ihtimalini vurgulamak gerek: Mevcut fiyatlara cari açık, dış borç, yüksek enflasyon, küresel emtia fiyatları ve ABD Merkez Bankası başta olmak üzere küresel ölçekte parasal sıkılaşmanın kısmen veya tamamen girmiş olma ihtimali. Yurt içi ve dışındaki politik riskleri de buraya ekleyelim. Belki de bunların birçoğu şimdiden fiyatlanmıştır.
Yabancı yatırımcılar için TL alım satımı eski şaşaalı günlerinden uzakta. Dalgalanmalar kurumsal yatırımcıların arzuladığı paradan para kazanmanın ön koşuludur, tabii dalga boyu can tehlikesi yaratmadıkça. Kasım 2020’de Albayrak’ın azliyle bir gecede düşen kurun dalga boyu hayli yüksekti. Bununla birlikte bir süredir yabancı yatırımcıların uğramadığı bir pazarı yeniden açtığı için sevinçle karşılanmıştı. Fakat Mart 2021’de Ağbal’ın görevden alınmasıyla yaşananlar feci oldu. 10 yıllık devlet tahvilinin faizinin aniden 5 puan artmasıyla, TL cinsi yüzde 25 ve dolar cinsi yüzde 40’a varan oranlarda yatırımcılar kayıp yaşadılar.
Böylesine bir oynaklık birçok fonun Türkiye’den uzun süreli çıkışına neden oldu. Geriye az miktar çok uzun vadeli fonlarla aşırı yüksek riskten hoşlanan akbaba görünümlü fonlar kaldı. Dünyada getiri elde edilebilecek birçok döviz kuru ve finansal enstrüman olduğu için yabancı kurumsal yatırımcıların birçoğu TL’yi göz ardı ettiler. Son 10 yılda Türkiye hisse senetlerinin ve devlet tahvillerinin döviz cinsi değerlerinin düşmesiyle uluslararası endekslerde bu varlıkların payı da iyice azaldı. Böylece sadece risk ölçüsünden değil, piyasa büyüklüğünden ötürü de pek de umursanmayan bir hale düşüldü.
Fakat bu durum Türkiye’deki kurumsal veya bireysel yatırıcılar için söz konusu değil. Dalga boyu artsa da zorunlu bir şekilde yatırımların birçoğu yurt içinde TL cinsi varlıklar üzerine yapılıyor. Tam da burada biraz muğlak olsa da kurumsal ve bireysel yatırımcılar arasında bir ayrım mevcut. Kurumsal fonlar mevcut kur seviyesinin uzun yıllar uygulanan hatalı ekonomi politikaları ile küresel parasal genişlemelerin sona ermesinin etkilerini kısmen veya tamamen içerdiğini düşünüyorlar. Tabii tüm yatırımcıların beklentisi birbiriyle aynı değil fakat mevcut seviyede, düşen faizler ve Fed baskısına rağmen, bir kur atağı yerine TL’nin zayıflığının sürmesi beklentilerine sahipler.
Yerli yatırımcılar ise çoğunlukla gecikmeli olarak dövize geçmiş, bugüne kadar geç kaldıkları için önemli zararlar yaşamış haldeler. Dış finansal gelişmelerden çok iç siyasi süreçlere odaklılar. ABD Merkez Bankası’nın uzun süredir beklenen sıkılaşma kararıyla hızlı bir kur atağı yaşanacağına inanıyorlar. Bu nedenle bireysel yatırımcıların döviz ve altın cinsi mevduat hesapları yüzde 54’e ulaşmış durumda. Öyle ki daha büyük mevduat hesaplarında bu oran yüzde 60’ı geçiyor. Oranın daha da yükselmemesi beklentilerden öte bazı ticari ve finansal işlemlerden ötürü TL mevduatın da yaygın olması kaynaklı. Yani yerli yatırımcı ister paradan para kazanma, isterse sadece paranın değerini koruma güdüsüyle olsun geçebileceği kadar dövize zaten geçmiş. Buna büyük servetlerin yurt dışına kaçışlarını ve küçük birikimlerin yastık altına çekilmesini de ekleyelim.
Yerlilerin büyük çoğunluğu, TL aleyhine pozisyona geç geçtikleri için, politik süreçlerle dolar kuru arasında doğrudan ilişki kurdukları için daha karamsarlar. Yabancılar gibi yurt dışındaki farklı yatırım araçlarına kayma eğilimleri tarihsel olarak az ve tercihleri yurt içinde ister bankada isterse kasada olsun döviz ve altından yana. Yerli kurumsal yatırımcılar ise Eylül 2017’den itibaren dört yılda 3,38’den 8,88’e kadar çıkan dolar kurunun yeniden patlaması beklentisinde daha temkinliler. Cari açık sürüyor, ancak dış finansman kaynakları açık; döviz rezervleri ekside, fakat reeskont kredileriyle yeni rezerv kısmen toplanabiliyor şeklinde değerlendirmelerde bulunuyorlar. Kimse kısa vadede TL’de kalıcı değerlenme beklemiyor ama kur atağı konusunda kurumsal ve bireysel ayrışması var.
Bu hikâyenin sonunun nereye varacağını yaşayıp göreceğiz. İktidarın TL’nin değer kazanacağına dair iddialı söyleminin toplumda hiç karşılık bulmadığını biliyorum. Yani, ‘TL en kötüyü geride bıraktı’ şeklindeki bir söyleme karşı sizleri uyarmama hiç gerek yok. Bu nedenle herhangi bir kur hedefi vermeden veya beklentisi ima etmeden; birçok kötü haber ve verinin mevcut fiyatlara büyük ölçüde girmiş olma ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söylemek istiyorum. Dolar kuru 8,85 ve koşullar hala olumsuz, hatta TL’nin değer kaybı çok olası; ancak bu gidişat sonsuz değil. Türkiye’de döviz kurlarında düzeltme ve bozulmalar çok ani gerçekleşebiliyor. Önümüzdeki üç ila altı ay içerisinde beklenmedik sürprizlerle karşılaşabiliriz, fakat bu seferkiler öncekilerden ayrı olarak olumlu yönde olabilir, dikkatli olmak gerek.