İki gelişmeden bahsedeceğim: İlki şu meşhur enflasyon faiz teorimizden. Daha da açarsak teorimiz şöyledir: Faiz bir giderdir. Dolayısıyla faizin yüksek olması maliyetleri artırır ve enflasyon baskısı oluşturur. O nedenle enflasyonu düşürmek istiyorsak faizleri düşürmememiz gerekiyor.
İşte bu teori yüzünden ülkemiz yıllardır büyük bir fatura ödemektedir. Gerektiği zaman faizleri yükseltemediğimiz için geriden gelerek daha yüksek faiz ödemek zorunda kalıyoruz.
İkinci meselemiz ise çözüm yolları hakkında. Sorunu tespit ederek çözmek yerine sloganla sorunu örtmek tercih ediliyor.
Örneğin ülkede gıda fiyatları artışı bile şer güçler, iç hainler vs gibi gerekçeler üretilerek çözülmeye çalışılıyor. Oysa sorun sistemsel ve herkesin kaybettiği bir düzen.
1-Tarlada para etmeyen ürünler raflarda ateş pahası.
2-Nüfus artışının oluşturduğu ihtiyacın 2 katı konut yapılmış ama konut fiyatları ve kiraları artıyor.
3- 8.4 milyon işsiz var ama çalışacak işçi bulunamıyor.
Bu 3 temel nokta ülkenin yönetilemediğini açık göstergesidir.
Bir yerde hem varlık hem de yokluk nasıl çekilebilir? Biz bunu S-400 meselesinde de yaptık. Hem aldığımız füzeleri ambara kaldırdık hem de F-35’ten olduk.
Kaybet-kaybet modeli makus talihimiz haline geldi.
Slogan ile yönetmek aslında işin en kolay yolu ama maalesef rakamlar sloganla oluşmuyor. Bugün TL’nin değer kaybına bağlı pahalılık toplumda çok ciddi sorun haline geldi. Bunun yanına yüksek işsizlik eklendiğinde toplumun bu yükü kaldıracak hali kalmadı.
Bir süredir kredi kullanımı ile örtülen sorunlar da açığa çıkıyor. Borcunu ödeyemeyenlerin sayısı yılın ilk 6 ayında geçen yıla göre nerede ise iki kat artarak 603 bin kişiye yükseldi (Önceki 345 bin).
Bu çok ciddi bir sorun.
Kredi-faiz ekseninde çözülmeye çalışılan sorunların birikimi sürekli yığılıyor. Bu yığılmalar aynı zamanda kurumsal çöküşle beraber oluşmaktadır.
Bakalım aç karnına bu slogan sistemi ne kadar daha çekilecek? Meydanları takip ederek göreceğiz.