Bir gün önce, ülkedeki bütün Müslümanlara “işe önce kendi ayıplarımızı görüp düzeltmekle başlayalım” diyen Diyanet’in, söz konusu kendisi olduğunda, o korkunç “ayıbını” düzeltmek yerine, topyekûn taarruza geçmesinde şaşıracak bir şey yok aslında.
Diyanet, hücrelerine kadar “dünyevi” bir kurumdur zira. Her yıl artan ödeneğiyle, son olarak 13 bakanlığın bütçesini geride bırakan dünyevi bir “devlet” kurumunun “özeleştiri” yapması ise eleştirel aklı harekete geçirmesi anlamına gelir.
Eleştirel aklın gereğini yapmak da geriye dönük bütün korkunç hataların sorgulanması anlamına.
7 Haziran seçimlerinde Almanya’da mükerrer oy kullanırken yakalanan görevlisi hakkında işlem yapmayan; “yatılı” izninin yasaya aykırı olarak “sözlü” verildiği sonra ortaya çıkan Diyarbakır Kulp’ta 6 öğrencinin yanarak can verdiği yatılı Kuran Kursu’nun bağlı olduğu bir kurumdan söz ediyoruz.
Bütçe dışı gelir kaynaklarını, harcamalarını, Diyanet Vakfı’nın hesaplarını kamuoyuyla paylaşmayan; bütçesinin basında eleştirilmesini, başkan Mehmet Görmez’in “Kimsenin haddi değildir” diye karşıladığı bir kurumdan söz ediyoruz.