Fransız ihtilâliyle birlikte insanlık başka bir arayış içine girdi. Dinlerin dışında daha seküler (laik) bir dünya kurmayı tasarladı. Fakat sekülerizm dinlerden kaynaklanan şiddeti de geride bırakarak dünyayı topyekûn bir savaşın içine soktu.”
Yani neymiş esas suçlu?
Sekülerizm.
Başımıza ne geldiyse onun yüzünden gelmiş.
O olmasaymış her şey güllük gülistanlık olacakmış.
Kendine ait tarihe özeleştirel bir bakış ise hak getire.
Görmez’in konuşmasında, mesela, Gazneli Mahmut’un Hindistan’daki büyük mezaliminden, mesela Osmanlı’nın Balkanlarda ‘kelle kuleler’le simgelenen şiddet dalgasından, zulmü eksik olmayan o hegemonyanın yarattığı köklü algıdan tek kelime ile söz etmiyor. Sanırım Görmez, katedralinin bir duvarı Osmanlı denizcileri tarafından kesilenlerin kurukafalarıyla kaplı Otranto’yu da ziyaret etmemiş.
Kimbilir, belki de sekülerizm, birbiriyle üç bin yıldır savaşan dindarların bir kesiminin ‘yeter artık’ bezginliğiyle ürettiği en geçerli barış içinde bir arada yaşama modeli.