EFE SÖNMEZ
efesonmez@diken.com.tr
Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği ‘Hikâyenin zor hali: Türkiye’de yerli diziler ve ayrımcılık’ panelinde, toplumda ‘öteki’ diye kodlanan kesimlere dizilerde nasıl yer verildiği tartışıldı.
Senarist Nilgün Öneş, ‘öteki’lere, sadece dalga geçilecek bir unsur ya da mizah malzemesi olarak dizilerde yer verildiğini söyledi.
Yapımcı-yönetmen Tomris Giritlioğlu’ysa “Şunu gördüm ki; Kürt sevmiyor bu ülke, Alevi sevmiyor, Ermeni hiç sevmiyor” dedi.

Vakfın Anarad Hığutyun Binası’ndaki Havak Salonu’nda yapılan panele bugüne dek birçok popüler dizide yönetmen, yapımcı ve senarist olarak çalışmış olan Tomris Giritlioğlu, Nilgün Öneş ve Gaye Boralıoğlu konuşmacı olarak katıldı.
Moderatörlüğünü Boğaziçi Üniversitesi’nden Feyza Akınerdem’in yaptığı panelde söz alan Boralıoğlu, dizilerin popüler kültürün bir ürünü olduğunu, bu nedenle dönemin ahlaki değerleri, beğeni ve ekonomik ölçütlerini yansıttığını söyledi.
‘Popüler’e hitap etmek zorunda kalan dizilere ‘ötekiler’ ya da azınlık gibi ‘çeperde kalanlar’ı sokmanın güç olduğunu ifade eden Boralıoğlu, dizilerdeki dramanın ‘çatışma’lardan beslendiğini anlattı.
Meseleler dizilere yansımıyor

Boralıoğlu, dizi sektörünün ‘çatışmanın kaynakları’ konusunda muhafazakar olduğuna vurgu yaptı: “Her drama bir çatışma içermek durumunda. Bunlar siyasi, dini ya da ahlaki çatışmalar. Ama Türkiye’de var olan popüler kültür yapısı toleranssız ve kendi içine kapalı. O kadar sert ki; dramayı yok etmek ve izlenilirliğini azaltmak pahasına kanallar ve yapımcılar tarafından vazgeçilen şeyler oluyor.”
Türkiye’deki Türk-Kürt meselesinin en büyük ‘çatışma’lardan biri olduğunu ancak bunun tek bir diziye bile yansımadığından yakınan Boralıoğlu, senaryosunu yazdığı bir diziden ‘din tabusu’yla ilgili bir örnek verdi: “‘Kapalıçarşı’ dizisini yazıyoruz. Karakterlerden bir tanesinin Alevi bir sevgilisi var. Çok iyi anlaşıyorlar. Oğlan Sünni, kız Alevi. Oğlan, annesiyle kızı tanıştıracak ama sevgilisine diyor ki; ‘Yanlış anlama ama ilk tanışmada senin Alevi olduğunu söylemeyelim.’ Kız da ‘Eğer bunu gizleyeceksek bu iş baştan olmaz’ cevabını veriyor. Sektörden ayrılmamın nedenlerinden biri de budur. Bu sahneyi yayından iki saat önce kestiler.”
‘Reyting varsa eşcinsel karakter var’

“Ötekileri karikatürize ettiğiniz sürece hiçbir sorun kalmıyor ama insanileştirdiğiniz, doğallaştırdığınızda engellerle karşılaşıyorsunuz” diyen Boralıoğlu, bir dizideki karakterini eşcinsel yapmak istediği zaman yapımcısının kendisine “Eğer reytingi 10’un üzerine çıkarırsanız yapabilirsiniz” dediğini söyledi.
Ancak yapımcının daha sonra eşcinsel karakter hikayesinin üzerine daha fazla gidilmemesi konusunda uyarıda bulunduğunu aktaran Boralıoğlu, dizilerin şu anki halini “Eti kemiği olmayan karakterlerle, suni çatışmalarla dolu, inandırıcı olmayan diziler var yayında” sözleriyle anlattı.
‘Aşk devrimcidir’

Boralıoğlu, tamamen kadınlardan oluşan yazı grubuyla çalıştığı şirketin ‘göz bebeği’ olduklarını ancak son tahlilde erkek yapımcı ve erkek yönetmenlerin isteklerinin kabul edildiğini söyledi.
Dizilerdeki aşk hikayelerini ‘entrika’ olarak tanımlayan Boralıoğlu, “Aşk aslında devrimci bir şeydir. İyi anlattığınızda, insana olağanüstü enerji veren, çatışması güçlü, insanın en derin, en içli ve en şahane hallerini gösteren bir şeydir” diye konuştu.
‘Bu ülke Kürt ve Alevi sevmiyor, Ermeni hiç sevmiyor’

Yönetmen-yapımcı Tomris Giritlioğlu, şimdiye kadar bulunduğu projelerde bu toprakların hikayesinin yer almasını önemsediğini söyledi.
Giritlioğlu, ‘Çemberimde Gül Oya’ adlı dizideki işkence sahnelerinin kesilmek istenmesine karşı dönemin Tempo dergisinden bulduğu işkence haberlerini yapımcıya gösterdiğini ve sahnelerin kesilmesini engellediğini kaydetti.
“Bir Müslüman olarak kendimi ‘öteki’ görüyorum” diyen Giritlioğlu, “Azınlık olmak bu ülkede; Alevi, Rum ya da Ermeni olmak değildir. Bazen düşünüyorum, yaptığımız işler çılgınlıkmış. Şunu gördüm ki; Kürt sevmiyor bu ülke, Alevi sevmiyor, Ermeni hiç sevmiyor. Bu yüzden yaptığım her işten sonra bir şey kondurmak istediler bana; Tomris Giritlioğlu Ermeni’ymiş, yok yok Rum’muş, Alevi’ymiş diye… ” ifadelerini kullandı.
Temel meselenin cesaretsizlik olduğunu, kanal ve yapımcıların daha cesur olması gerektiğinin altını çizen Giritlioğlu, “Ben mesela Gezi’yi anlatmak çok isterdim ama anlatamazsınız; kenarından, ucundan geçemezsiniz” dedi ve ekledi: “Aşk hikayeleri içine serpiştirilmiş minik minik Türkiye manzaralarıyla tatmin olmak zorunda kalıyoruz.”
Giritlioğlu, baskının, iktidardan önce, kanal ve yapımcılardan geldiğini ifade etti.
‘Azınlıkları dalga geçer şekilde kullanırsanız sorun yok’

Senarist Nilgün Öneş, azınlık ve ötekilerin dizi sektöründe yer alma biçimlerini şu sözlerle anlattı: “‘Öteki’ diye tabir ettiğimiz azınlıkları dalga geçer bir şekilde kullanıyorsanız sorun olmuyor, onları bir mizah malzemesi haline getirirseniz sorun yok. Ama onların kendi alanlarına girersen, dertleriyle ilgilenirsen, işi ciddileştirirsen sorun oluyor. Mesela eşcinsel karakter… Hep komik unsurlar olarak kaldılar. Seyirciye de bunu empoze edecek şekilde, bunun şakasını yapacak şekilde gösterdiler.”
Televizyonun, Türkiye’de izleyicinin kendisini vererek ve özdeşleştirerek izlediği için eğitici bir araç olabileceğini savunan Öneş, bu yolla algıyı değiştirmenin mümkün olabileceğine dikkati çekti.