'Timsah' oyuncuları: İnsanların derdi bilinir olmak, tanınmak

ECE KARAAĞAÇ

ece.karaagac89@gmail.com

@ecekaraagac_

Birçok farklı disiplinden, birbirinden ünlü oyuncuların bir araya gelerek kurdukları DasDas şimdilerde Metropol İstanbul’daki yeni yerinde yeni oyunlarını izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor.

Bu oyunlardan biri de bir timsah tarafından yutulmasıyla tuhaf bir şöhrete kavuşan İvan ve bu şöhretin kendi hayatına etkileriyle başa çıkmaya çalışan Zack’in öyküsünü anlatan ‘Timsah’.

Mert Fırat ve Volkan Yosunlu’nun yönettiği ‘Timsah’ı oyuncular Erkan Avcı, Ferit Aktuğ, Hazal Türesan ve Özgün Aydın’la konuştuk.

‘Uzun zamandır beraber bir şey yapmak istiyorduk’

DasDas yeni bir oluşum. Fakat sezona oldukça hızlı başladı. Sizin DasDas’la yolunuz nasıl kesişti?

Erkan Avcı (E.A.): DasDas ilk kurulduğundan beri takip ettiğim bir oluşum. Benim yolumun kesişmesine Didem Balçın öncülük etti diyebilirim. Uzun zamandır beraber bir şeyler yapmak istiyorduk ama yoğun ajandalar yüzünden olamıyordu. Ve nihayet ilk uygunluğumuzda da ‘Timsah’ için bir araya geldik.

Ferit Aktuğ (F.A.): Mert Fırat’la aynı dizide oynadık, Mert DasDas’ın kurucularından, daha dizi başlamadan okuma provasında Mert sıkıştırmaya başladı, bu sette de böyle devam etti, ben ne kadar “Ben hiç tiyatro yapmadım” dedimse de, Mert “Yaparsın, çok güzel olacak” demeye devam etti. Ben de bir yere kadar kaçabildim sonunda da “E, hadi!” dedik ve başladık.

Fotoğraflar: Kayra Sercan

Hazal Türesan (H.T.): Bir telefonla. Yönetmenlerimizden Volkan Yosunlu bir gün beni aradı, projeden bahsetti ve bana metni yolladı. DasDas zaten takip ettiğim bir oluşumdu. Metni okuyup birlikte çalışacağım isimleri de duyunca bu aileye katılmakta tereddüt etmedim.

Özgün Aydın (Ö.A.): Mert Fırat, Didem Balçın, Volkan Yosunlu ile yolarımız Ankara Üniversitesi DTCF’de kesişti. Aynı dönem oyunculuk öğrencileri olarak mesleğe bakışımız da tiyatro heyecanımız da temelde aynı olduğu için onlarla aynı yolda yürümek şüphesiz büyük mutluluk verici. Her geçen gün ortak bir vizyonla büyüyen bir ailenin parçası olmak çok güzel.

‘Şöhret sayesinde birkaç restoran duvarında fotoğrafım oldu’

‘Timsah’ merkezinde şöhret olgusunun yer aldığı bir oyun. Siz de özellikle yer aldığınız televizyon dizileriyle geniş kitlelerce tanınır hâle geldiniz. Şöhretin sizin hayatınıza ne gibi etkileri oldu?

E.A: Bizim yaşadığımız şey şöhretten ziyade ‘tanınmak.’ Şöhret daha eski bir kavrama dönüştü, dönüşüyor bence. Tanınma mevzusunun da benim hayatımda majör bir değişiklik yaratabilecek bir etkisi yok. Nasılsa öyle devam hayata, kaldığı yerden.

F.A: İnsanların sizi izleyip tanıması, sevmesi, kendinden bir parça bulması tabii ki çok güzel ama bu işi şöhretsiz yapmayı tercih ederdim açıkçası. Yolda tanınmasam, bilinmesem ama bu işi yapsam çok işime gelirdi ama böyle bir şey yok tabii. O zaman bu tanınırlığı en uygun şekilde kullanmamız lazım; yani kafamız ne kadar dalgın, bir şeylerle meşgul olsa da insanları kırmadan bir şekilde onların isteklerini yerine getirip hayatımıza devam etmeye çalışıyoruz.

H.T: Şöhret benim hayatımda ‘Timsah’taki anlamıyla var olan bir şey değil. Buna tanınır olmak diyebilirim daha çok. Seyirlik bir iş yapıyoruz, dolayısıyla tanınır olmak bizim mesleğimizin bir parçası. En başlarda bana değişik gelen şey hiç tanımadığım insanların bana gülümsemesiydi. Başlarda durumun o kadar farkında değildim ki gülümseyen insanları bir yerden tanıdığımı ama hatırlayamadığımı düşünüp gidip sohbet ediyordum, ayıp olmasın diye. Şimdiyse bu duruma alıştım. Beğenileri de eleştirileri de kıymetli. Etrafımdaki sevgi ve iyi dileklerin daha da büyüdüğünü hissediyorum. Bunun dışında başka bir etkisi olmadı hayatıma.

Ö.A: Benim hayatıma etkisi: Birkaç restoran duvarında fotoğrafım oldu, hepsi bu.

‘Ekran sola kaydırılınca unutulabiliriz’

Şöhret her dönemde insanların sahip olmak istedikleri bir şey olagelmiş. Fakat eskiden şöhretin yolu sanatta, bilimde, siyasette vb. başarılı olmaktan geçerken bugün sosyal medya sayesinde sıradan insanlar bir anda şöhrete kavuşabiliyor. Şöhretin bu değişen konumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

E.A: Az evvel de dediğim gibi, günümüzde insanların yaşadığı şey ‘bilinir olmak, tanınmakla alakalı bir dert.’ Bunun en kestirme ve keskin yolu şu an sosyal medya ve orda ne kadar keskin, değişik, ilgi çekici vs. olursanız o kadar çok izlenme, beğenilme, görülme üzerinden inşa edilen bir dünya var ve o dünya artık gerçek dünyayı şekillendiriyor. Şöhret de bunun bir parçası. 

F.A: Artık herkesin elinde bir televizyon var ve istediği an o televizyona çıkıp istediğini yapabiliyor. Tabii sosyal sorumluluk peşinde olan insanlar için hızlı da bir mecra, bu da göz ardı edilemez.

H.T: Teknoloji sayesinde her işimizi çok hızlı halledebildiğimiz bir çağdayız. Bir tıkla alışverişimizi yapıp bir tıkla bütün dünyadan haberdar olabiliyoruz. Haliyle bir tıkla ünlü de olabiliriz. Ve ekran sola kaydırıldığında aynı hızla unutulabiliriz. Hayatımızın her alanında bu hıza alıştığımız için bunu da yadırgamıyoruz ve yargılayamayız da. Şöhret bir başarıdan, işini iyi yapmaktan sonra geldiğinde kıymetli ve kalıcı. Dolayısıyla bu sabun köpüğü şöhretin kimse için çok da anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

Ö.A: Kendi işimizin, üretimimizin şöhretli olmasına çalışıyorum. Emek verip ortaya çıkarılan ürün, oyun, şiir, roman kendi başına tanınır hale geldiğinde ikinci soru bunu üretenin kim olduğu. Bence böyle bir şöhret daha değerli.

‘Tanıdık olma hissi hoşuma gidiyor’

Sosyal medya sadece şöhreti değil, şöhret sahibi insanları da kolayca ulaşılabilir hâle getirdi. Sosyal medya izleyicilerinizle ilişkinizi değiştirdi mi? 

E.A: Birbirlerine söyledikleri ya da ekrana bakarak söyledikleri şeyleri artık mesaj atıp yorum olarak yazabiliyorlar. Ya da eleştirilerini direkt muhattabına iletebiliyorlar. Anında. 

F.A: Daha rahat bir iletişim alanı tabii ki uzun uzun dertlerini yazıp yardım isteyebiliyorlar, ben de kendi adıma elimden gelebildiğince cevaplamaya çalışıyorum.

H.T: Bir sahneyi oynadığınızda yönetmeninize, partnerinize sorarsınız nasıldı diye. Ya da bir oyundan sonra etrafınızdaki insanların fikrini alırsınız. Sosyal medya sayesinde yüzlerce insandan geri dönüş alabiliyorsunuz. Bir yandan da sosyal medya bir mahalle ve biz de mahalleden arkadaşlarmışız gibi. Çok samimi değiliz, evlerimizin içini bilmiyoruz ama mahallede birbirinizi görünce selamlaşıp gülümsüyoruz. Bu tanıdık olma hissi hoşuma gidiyor.

Ö.A: Oyunlarımıza ya da televizyonda yaptığımız işlerle ilgili dönüşleri, eleştirileri hızlıca almak gerçekten güzel. Tabi sadece bu övgü ya da yergilere göre şekillenmiyor işlerimiz, ama faydalı olduğunu da söyleyebilirim. Ancak mesleğimiz dışında herhangi bir konuda hassasiyetlerimizle ilgili yorumlarda bulunduğumuzda aynı fikirde olmadığımız insanlar tarafından acımasızca ve hatta hakarete varan yorumlar almak üzücü. Takipçiler için sosyal medyada, sahnede, tv de gördükleri insanlar  sadece o mecrada yaşayan figürler oluveriyor. Herkesin başka hayatları, fikirleri ve TV kutusunun içinden çıkıp evlerine gittikleri yaşamları var.

‘Dizilerde çalışma saatlerimiz çok uzun’

Hepiniz televizyon izleyicilerinin yakından tanıdığı yüzlersiniz. Dizi piyasasındaki uzun çalışma saatlerinden ve ağır çalışma şartlarından sıklıkla söz ediliyor. Bu tempoda tiyatroya vakit ayırmayı nasıl başarıyorsunuz?

E.A: Dizi temposu çok zor bir tempo ama bu sefer tiyatro yapma isteği ağır bastı. Sağ olsun çalıştığım yapım şirketi de elinden geleni yapınca istediğimiz oldu.

F.A: Bizim provalarımız Temmuz sonu başladı, o dönem dizi yoktu zaten. Dizinin başladığı dönemde de bir şekilde çekim programlarımıza ayak uydurmaya çalıştık. Açıkçası o zamanlar biraz yorucuydu, benim hiç alışık olmadığım bir tempoydu.

H.T: Dizilerde çalışma saatlerimiz çok uzun ve dolayısıyla hayatımızda başka bir şeye zaman ayırmak çok zor oluyor. Ben çok yoğun tempoda kendini daha iyi hissedenlerdenim. Başkasını zora sokmadığım sürece kırk parçaya bölünebilirim. Bir de söz konusu tiyatro olduğunda gerekirse uykumuzdan çalıp yaratıyoruz o vakti.

Ö.A: Kolay olduğu söylenemez ancak ikisi de birbirini besleyen iki ayrı alan. Hem tiyatro hem yapım şirketi hem de oyuncu bazı özverilerde bulunarak yürütülmeye çalışıyor. Belki klişe olacak ama perde açılınca aklınızda hiçbiri kalmıyor.