MUTLU ÇİVİROĞLU
Suriye’de rejime ve başta IŞİD olmak üzere radikal İslamcı güçlere karşı savaşan çoğunlukla Kürt gruplardan kurulu Devrim Ordusu’nun önde gelen isimlerinden Hacı Ahmed Kurdi, Türkiye’nin ‘güvenli bölge’ planıyla çok tehlikeli bir oyun oynadığını söyledi.
Kurdi, kısa süre önce faaliyetlerini Suriye Devrim Ordusu içinde sürdürme kararı alan Cephet el Ekrad’ın (Kürt Cephesi) genel komutanıydı. Kendisiyle Devrim Ordusu’nun kuruluşundan Türkiye’nin kurmaya çalıştığı ‘güvenli bölge’ye geniş bir yelpazede söyleştik.
Devrim Ordusu (Jaysh al Thuwar) nedir, niye kuruldu? Cebhet el Ekrad (Kürt Cephesi) ile Devrim Ordusu arasında nasıl bir bağlantı var? Kürt Cephesi kendini neden tasfiye etti?
Cebhet el Ekrad’ın mücadele ettiği belli bir bölgesi vardı. Bu bölgelerin dışına çıkmak için bir koordinasyon olmalı, çünkü hedeflerimiz ve projelerimiz sadece bir bölge için değil, bütün Suriye için. Bu amaçla Suriyeli yedi askeri güç bir araya geldi, ana konular üzerinde anlaşıp Suriye Devrim Ordusu’nu oluşturdu.
Genellikle Özgür Suriye Ordusu oluşumları Suriyeliydi. Şu anki tıkanan durumdan rahatsız olan gruplar bir araya geldi, bir çıkış noktası aradı. Sonuç olarak da Suriye Devrim Ordusu oluşturuldu. Kürt Cephesi de kendini tasfiye ederek Devrim Ordusu’na katıldı.
Kuruluşumuzu bir bildiriyle kamuoyuna duyurduk ve şimdi Hama, Humus, Lazkiye, İdlib, Halep ve Rakka’nın kuzeyinde güçlerimiz var. Hem sayıca, hem de teknik açıdan çok iyi bir güç oluştuğunu söyleyebiliriz. İnanıyorum ki ilerde Suriye’nin geleceği açısından daha güçlü ve önemli bir güç haline geleceğiz.
Büyük bir gücünüzün olduğunu söylediniz. Askeri gücünüz sayıca ne durumda, hangi gruplar bu oluşumun içinde yer alıyor?

Daha çok El Nusra ve diğer radikal İslamcılara karşı savaşmış ve bu gruplardan muzdarip gruplardan oluşuyor. Halep, Humus, Hama ve İdlib gibi yerlerdeki devrimci güçler kendilerini savunmak için bir araya geldi. Bunlar, Suriye devriminin başlangıç güçleri. Kesin sayı veremem ama şu an için 4-5 bin arasında savaşçı olduğunu söyleyebilirim.
Kobani’de olusturan Burkan el Fırat’ın daha genişletilmiş hali diyebilir miyiz bu güce?
Burkan el Fırat’ın bir koludur. Burkan el Fırat planlama merkezi gibidir. Fakat Devrim Ordusu silahlı bir güçtür. Kendi içinde birçok planlama merkezi var. Burkan el Fırat belli bölgede savaşın koordine edilmesi için kuruldu. Fakat Devrim Ordusu daha geniştir. Şu an devrim güçlerinde Kürtler var, Araplar, Türkmenler var. Yani bir nevi Suriye’nin bütün halklarından oluşuyor, bu yüzden de ismini Devrim Ordusu koyduk.
Önümüzdeki süreçten söz etmenizi istiyorum. Mesela Azaz, Afrin taraflarında El Nusra’nın Kürtlere ve ABD tarafından eğitilen 30. Bölük’e saldırıları olmuştu.

Bildiğiniz üzere 30. Bölük Amerika tarafından donatılıp eğitilmişti. Bu grup, özgürleştirilmiş bir alana gönderildi ama Suriye’ye girer girmez bir bölümü El Nusra tarafından yakalandı. Kaçanlara ise El Nusra ve radikal İslamcıların korkusundan kimse kucak açmak istemedi. Bu yüzden biz onları kabul ettik. IŞİD’ e karşı savaşmak için dışardan eğitilmiş bir güç gönderildi. Onlar da bizim gibi bu ülkenin devrimcileri. Bu saldırıya uğrayan gruba kapılarımıza açtık. Sonra El Nusra o gücün komutanı Nedim el Hasna’yı ele geçirdi. Malesef kimse bu duruma müdahale etmedi ve ona sahip çıkmadı.
Şöyle diyebiliriz, sonrasında bizim güçlerimizin üzerine de bir saldırı gelişti. Amaçları 30. Bölük’ü bitirmekti. Bu amaçla El Nusra çok büyük bir güçle saldırdı. Fakat hesapları tutmadı, saldırıları durduruldu ve büyük bir darbe yediler.
El Nusra’ya vurulan bu darbe Suriye genelindeki bütün savaşçılar için büyük moral oldu. Suriye’nin her yerinden tebrik mesajları almaya başladık ve bize katılmak için talepte bulundular. Devrim Ordusu bir umut doğurdu, El Nusra savaştığı her kuvvetten istediğini alan bir örgüttü ancak Devrim Ordusu, El Nusra’nın planını çökertti. Çünkü El Nusra’nın amacı hem bize büyük bir darbe vurmak hem de 30. Bölük’u dağıtmaktı. Böylece dışarda eğitilen silahlı güçlerin IŞİD ve radikal İslamcılara karşı savaşmasını engelleyebileceklerdi. Fakat saldırıları tutmadı ve çok kayıp verdiler.
Şunu diyebiliriz: El Nusra bu bölgede Devrim Ordusu’na saldırıp hemen kazanamayacağını artık anlamış durumda.
Bir takım hesaplar vardı ama tutmadı dediniz. Ne tür hesaplardı?

Türkiye son zamanlarda Türkmenleri çok gündemleştiriyor. Onların baskı ve zulüm altında olduğunu söylüyor. Onun için Azaz’dan Cerablus’a kadar uzanan bir ‘güvenli bölge’ oluşturmak istiyor.
Biz, 30. Bölük’u devrimci bir güç olarak gördüğümüz için onları tarafımızda tutmanın bir görev olduğunu dair bir yaklaşımımız vardı. Geleceğe dair bulunduğumuz alanı genişletmek gibi bir umudumuz da vardı. Azaz, Bab, Cerablus, Mumbic bölgelerine doğru ilerleyebilmek için ele ele verip güçlerimizi birleştirmemiz gerektiğini düşünüyorduk.
Fakat maalesef 30. Bölük’un daha kuruluşundan beri bir planı varmış. Bu gücün komutanı Türkiye’den Suriye’ye daha yeni geçmişti. Azaz hattına girişi daha 10 dakika geçmeden El Nusra pusu kurdu ve onu bu pusuda yakaladı.
Nusra nasıl bilgi aldı, kim yönlendirdi, nasıl biliyorlardı?
Adeta hazır bir paketi gelip aldılar. Bu işin bir boyutu. Başka bir yönü ise Türkler şimdi bir planı devreye koymuş, sürdürüyorlar. Plan, Kobani ile Afrin arasını ele geçirmek. Eğer bu, bölge halkının çıkarlarına hizmet ediyorsa biz de onlara katılalım ve biz de yardım edelim. Fakat işin doğrusu böyle değil.
Şimdi ise ‘O bölge Türkmenlerin bölgesidir ve Türkmenler dışında kimse yok orda. Çok az Arap var, Kürt ise hiç yok. Sadece Türkmenlerin o mıntıkada olması lazım. Kürtler orayı istila etmek istiyorlar’ gibi bir propaganda yürütüyorlar: Bu doğru değil. Yaklaşımları yanlıştır.
Ben kendim de o bölgedenim. Orada bir sürü köylerimiz, toprağımız ve halkımız mevcut. Biz kendimiz de o bölgenin insanlarıyız ve orayı Türkmenlerden de öbür güçlerden de çok daha iyi tanıyor, biliyoruz. Onlardan çok daha vakıfız. Azaz, Cerablus ve Bab bölgelerinde 137 köy var ve yüzde 70’i Kürt. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Örneğin Bab’da büyük ilçeler/köyler var. Çobanbey gibi, hepsi Kürt.
Maalesef [Devlet] Bahçeli orası için çıkıp Türkmen köyüdür diyebiliyor. Kendimiz biliyoruz. Akrabalarımız o yöreden. Qibêsînin, Dudyenin mıntıkanın öbür köyleridir.
Tekrar altını çizmek istiyorum ki toplam 137 Kürt köyu var o bölgede. Cerablus, Azaz ve Bab bölgelerinde Türkmen köyleri de var. Onlar da bizimledir. Yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşıyorlar. Fakat toplasanız halis muhlis beş Türkmen köyü ancak bulabilirsiniz.
Ben kendim bir televizyon programında tanık oldum, bir Türkmen temsilcisi, “Suriye’de 2 milyon Türkmen var. Azaz ve Cerablus’ta Kürt yoktur. Hepsi Türkmendir” gibi şeyler söylüyordu. Tabii ki insan bu tür bir yaklaşımdan dolayı çok üzülüyor. Türkmen Meclisi temsilcisi Riyad Silo’dur bunu söyleyen. Riyad Silo da malesef bir Kürt ama aslını inkâr ediyor, sağda solda Türkmenler adına konuşuyor. Biz bu gerçeği çok iyi biliyoruz çünkü köylerimiz komşudur. Onu çok iyi tanıyoruz.
Şimdilerde bu bölgeleri ele geçirmek için ‘Sultan Murad’ adında bir askeri birlik oluşturuyorlar. Bu Sultan Murad birliği bir açıklama yaptı: kuruluşlarının başından bu yana El Nusra, Ahrar uş Şam, Cund ül İslam gibi güçlerle çalışıyor. Onlarla birlikte hareket ediyor. Sultan Murad birliği Türkmenler adına hareket ediyor ama komutanları da dahil içlerindeki Türkmen sayısı 12’yi bulmaz. Çoğunluğu Arap, Kürt ve sağdan soldan parayla getirilip Türkmenler adına çatıştırıp iş yaptırıyorlar.
Biz Türkmenlerin olmasını, temsiliyetlerinin olmasını, isimlerinin ve kimliklerinin olmasını istiyoruz. Fakat bu öbür halkların inkârı üzerine kendi kimliklerini inşa etme şeklindeki bir yaklaşımla olmamalı. Tabi ki bu Türkiye’nin planı ve projesidir. Zaten açıkça, “Biz Kürtlerin kazanımda bulunmasına asla izin vermeyeceğiz. Kürtlerin oraya girmesine izin vermeyiz” diyorlar.
Ama şu bir gerçek ki bölgede yasayan köylülerin köylerine, evlerine, çiftçilerin topraklarına dönmesi lazım. Bu bölgedeki halkın yüzde 70’ini oluşturan Kürtleri ne yapacaksınız? Göç mü ettireceksiniz? Yoksa katledip yok mu edeceksiniz? Bu nasıl bir projedir?
Bunun çok tehlikeli bir yaklaşım olduğunu belirtmek istiyorum. Biz bunu görüyoruz ve kaç defadır da oradaki halklara: Araplara, Türkmenlere çağrı yapıyoruz. Eğer buradaki halkların ve bu bölgenin özgürleştirilmesi amacı varsa bu bölgedeki halkların birlikteliğiyle olması lazım. Kürt, Arap ve Türkmen de içlerinde var. Türkmenlerin nüfusu çok çok azdır, fakat vardırlar ve biz onların haklarını destekliyoruz. Ama büyük bir oyun oynanıyor Türkiye tarafından ve malesef bazı yabancı güçler de bu oyuna bir nevi sessiz kalıyorlar sanki.
Amerika’yı mı kastediyorsunuz sessiz kalıyor sanki derken? Washington’un açıklaması vardı, ‘Türkiye IŞİD ile mücadele ederken Suriye Kürtlerine herhangi bir saldırıyı kabul etmiyoruz’ diye.
ABD de tam olarak netlik göstermiyor. Kürtlerle mi müttefik yoksa Türklerle mi? Fakat ABD kamuoyunda ABD’nin Türkiye ile olası ittifakından dolayı burada bir rahatsızlık söz konusu.
Biz sahada Türkiye tarafından işletilen planın farkındayız. Bu tür çelişik şeyleri istihbaratla ön plana çıkarıyorlar. ‘O bölgede Kürtler yok, Türkmenler çoğunlukta.’ Gerçek olmayan böyle bir şeyi kabul edersek dahi IŞİD’in o bölgeden temizlenmesiyle yerine hangi güç yerleştirilecek? Sultan Murat birliği mi?
Hatırlayın Halep’e bir saldırı olmuştu Ensarul Şeria tarafindan. Bu Ensarul Şeria’nın hepsi El Kaide’dendir. Beş birliktiler. Bu beş birlik içinde bir birlik de Sultan Murat birliğiydi. Yani onlarla çalışıyorlar, müttefiktirler.
Beri taraftan IŞİD’i temizledikten sonra kime teslim edeceksiniz bu bölgeyi? El Nusra’ya mı? Ahrar uş Şam, Cund ül İslam ya da Ensar ül İslam mı? Bunlar hep El Kaide kökenlidirler. Kimden alıp kime verecekler bu bölgeyi. Burada bir plan devrede. Eğer bu planı doğru anlamazsak, eğer doğru müttefik ve gruplarla işbirliği yapılmazsa bir IŞİD gider, yerine çok daha tehlikeli ve büyük, güçlü beş IŞİD geri gelir.
Türkiye için bunların hiçbirisinin önemli değil. Türkiye’nin tek gündemi, korku ve endişesi Kobani ile Afrin’in birleşmesi konusudur. Kürtlerin özgürlüklerine kavuşmasıdır. Kazanım elde etmesidir. Tek hedefi/korkusu budur. IŞİD, El Nusra ya da başka selefi gurupların o bölgede olması Türkiye için hiç fark etmez.
Bundan dolayı çağrımız herkesedir. Suriye’de izlenen siyaset gözden geçirilmelidir. Bu kadar bedel ödeniyor, kan dökülüyor, masraf yapılıyor. ‘Güvenli bölge’ adıyla bu alana bu güçler yerleştirilirse bu hepimize de çok daha pahalıya mal olacaktır.
Örneğin 30. Bölük tecrübesi gibi. Bu grubun yarısından fazlası gönüllü olarak ayrılıp Ahrar uş Şam’a katıldı. Bazıları El Nusra’ya ve öbür gruplara katıldı. Bildiğiniz gibi Nedim Hasan Türkmen’dir. Bundan önce Selçuklu Tugayı (Liwa al-Saljuqiya) diye bir oluşum vardı. IŞİD bu bölgelere girdiğinde IŞİD’le beraberlerdi. 300 kadar savaşçısı vardı. Hepsini IŞİD’e kattı. Yiyecek ve silahları çok vardı. Hepsini IŞİD’e teslim edip Türkiye tarafına geçti. Bu konuda istihbaratları var mı yok mu? IŞİD ile iş tutmuş. Bu gurupları IŞİD’e karşı mücadelede nasıl kullanacaksınız. Nasıl güvenebilirsiniz? Bu imkânsız bir şey.
Siz nasıl okuyorsunuz bu durumu. ABD bunları nasıl bulmuş? ABD size de soruyor mu bu durumu. Bilgi alışverişi oluyor mu? Çünkü sizler de sahada etkin bir güçsünüz.
Kısa süre önce görüşmemiz oldu. El Nusra ile çatışmalarımızdan ve 30. Bölük’le ilgili ABD ile görüşmelerimiz oldu. Bazı şeyler yavaş yavaş düzeliyor diyebilirim. Fakat realite başka işliyor burada. Sahada politikalarını etkin bir biçimde uygulayan Türkiye’dir.
Amerikalılar bunları görüyor. Bize en fazla etkisi olan da bu durumdur. Fakat biz bu işleyen planın çok iyi farkındayız. Kobani ile Afrin arasında ‘güvenli bölge’ oluşturma projesi başarılı olmayacaktır çünkü bu proje sağlam bir temel üzerine oturtulmamıştır. Biz olanları görüyoruz ve farkındayız.
YPG de bu toprakların bir gücüdür. Suriye’nin yerli bir gücüdür. Bu toprakların devrimci bir gücüdür. Burada hareket edip ilerleme hakları vardır.
Malesef üzüntü verici bir durumdur ki Türkiye tüm Suriye’de, özellikle de Halep’te çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Bunun Suriye’ye ve Suriye’nin geleceğine çok büyük zararları olacaktır. Bu bölgedek fitne, düşmanlık ve çelişki oluşturmak Suriye için çok zararlıdır ve Türkiye de ilerde bundan zarar görecektir.
Biz bu siyaseti tasvip etmiyoruz ve tercih de etmiyoruz. Onlara su çağrıyı yapıyoruz: “Eğer Suriye halklarının çıkarını düşünüyorsanız hem askeri guruplar arasında, hem de halklar arasındaki ilişkileri güçlendirmek için çabalayın, bozmak için değil.
Ayrıca sizin aracılığınızla basına da sesleniyorum. Azaz’in bir kısmı IŞİD’in elinden kurtarıldı ve sınır kapısı şu an ÖSO kontrolünde. Gazetecileri içerilere kadar da geçirebiliriz. Koruyabiliriz de. Gelip her şeyi sahada görsünler. Gerçeği gözleriyle görsünler ki anlasınlar oynanmak istenen oyunu.