Oyuncular Ozan Güven ve Günay Karacaoğlu 'Don Kişot'um Ben'i anlattı

ECE KARAAĞAÇ

ece.karaagac89@gmail.com

@ecekaraagac_

La Mancha’lı yaratıcı asilzade Don Quijote yıllar yılı okuduğu şövalye hikayelerinden öylesine etkilenir ki günün birinde mızrağını kapar, zırhını kuşanır ve silahtarı Sancho Panza’yı da yanına alarak yola koyulur. Dünyanın en bilinen kahramanlarından biri olan Don Kişot’un öyküsü işte böyle başlar.

Bu öykü şimdilerde Baba Sahne’nin yeni oyunu ‘Don Kişot’um Ben’ ile sahnede hayat buluyor. Üstelik Don Kişot’a uzun yıllardır sahnede izleme fırsatı bulamadığımız Ozan Güven, onun sadık silahtarı Sancho Panza’ya ise bir kadın, Günay Karacaoğlu can veriyor.

Fotoğraflar: Emre Mollaoğlu

Ozan Güven ve Günay Karacaoğlu ile La Mancha’lı yaratıcı asilzadenin bitmek bilmez maceralarını ve yeni oyunları ‘Don Kişot’um Ben’i konuştuk.

Adettendir, genelde bu soruyla başlanır. Biz de öyle yapalım; bu oyunu sahneleme fikri nasıl doğdu?

Ozan Güven (O.G.): Fikir aşamasını ben bilmiyorum. Bana teklif edildiği andan itibaren dahil oldum sürece. Fikir aşamasını Günay biliyor ama sesi kısık. Bunu başka bir röportajda anlatmak ister misin Günay?

Günay Karacaoğlu (G.K): (Gülüyor) Şevket (Çoruh) iki sene evvel düşünmüştü bu oyunu. Fakat o sıralar Baba Sahne yeni açıldığı ve kuruluş aşaması yeni tamamlandığı için böyle kalabalık kadrolu bir oyun yapmaya hem ekonomik olarak hem de teknik donanım açısından yeterli değildik. O yüzden beklemek zorunda kaldık. İki sene sonra Don Kişot’una kavuştu Baba Sahne.

Günay Hanım, sizi Aşkölsün, Basit Bir Ev Kazası gibi oyunlarla sık sık sahnede görüyorduk ama Ozan Bey’i 14 yıldır hiç sahnede görmemiştik. Ozan Bey, sahnelere dönmek nasıl bir histi sizin için? Korkuttu mu sizi?

O.G: Korkuttu tabii. Üstelik söz konusu arkadaşlarım olduğu için sorumluluğum bir kat daha fazlaydı. Günay ve Şevket benim eski arkadaşlarım. Dolayısıyla daha tanıdık ve bildik insanlarla çalışınca ciddiyetiniz daha da artıyor. Günay 25 senedir sahnenin üzerinden inmeyen bir oyuncu. Onunla beraber oynamak hem heyecanlandırıcıydı hem de beni biraz korkuttu açıkçası.

Don Kişot ve Sancho Panza kültleşmiş iki karakter ve herkesin aklında. Öyle ya da böyle bir imajları var. Siz kendi karakterlerinizi yaratırken bu genel geçer imajlardan etkilendiniz mi?

O.G: Öncelikle Sancho Panza’yı bir hanımefendinin oynaması yeni bir fikir. Dolayısıyla da dünyada örneği olmayan bir şey. Bu çok cazip bir şeydi. Don Kişot ve Sancho Panza tarihteki birçok ikiliye de örnek olmuş bir ikilidir. Hiçbirisi tek başına anılmıyor. Don Kişot dendi mi Sancho Panza, Sancho Panza dendi mi Don Kişot geliyor akla. Don Kişot ve Sancho Panza herkese referans olan bir ikili. Sancho Panza’nın bir kadın tarafından oynanması da bir buluştu aslında. Günay’dan başkası da bunu böyle oynayamazdı.

‘Don Kişot’ çoğu kişinin bildiği ama çok az kişinin okuduğu bir roman. Dolayısıyla herkesin üzerinde bir fikir sahibi olduğu bir hikaye. Genel hatlarıyla Don Kişot’un deli olduğu rivayet ediliyor ve öyle düşünülüyor. Referans olarak bunları aldık. Don Kişot hayalleriyle gerçekleri saptırmıyor, gerçekleri başka bir yerden görmenin yolunu arıyor. Onun karşısında Sancho Panza da hayata tamamen düz mantıkla bakan, fazla çetrefilli olmayan bir karakter. Dolayısıyla bunları baz aldık. Provalarda da her iki karaktere de yeni birçok özellik kattık. Ben ortaya çıkan Don Kişot ve Sancho Panza’dan çok memnunum. Dertlerini iyi ifade ettiklerini düşünüyorum.

Delilik bir yanıyla çok klişeleştirilen bir şey. Pek çok yerde karşımıza çıkan deli tiplemeleri bunun bir örneği. Siz rolünüze hazırlanırken bu deli klişelerini nasıl aştınız? Kendi deliliğinizi nasıl buldunuz?

O.G: Kafama huni takmayarak. En basit böyle anlatabilirim. Don Kişot deli mi, dahi mi, bilge mi belli olmayan bir karakter. Sonunda anlaşılıyor ki her şeyin farkında ve hepsini de bilerek, isteyerek yapıyor. Bazen insanlar kendilerine yalan söylerler ve bu yalana zamanla kendileri de inanırlar. Bu tehlikeli bir durumdur. Don Kişot’un bazı şeyleri hafife alarak çok ciddi şeyleri insanları yormadan anlatabildiğini düşünüyorum. Ben Don Kişot’u deli olarak kodlamadım zaten, onun tuhaf olduğunu düşünüyorum. Anlaşılması zor ama ben sempatik de buluyorum kendisini. Günay kontrast oluşturduğu için Don Kişot’un deliliği biraz daha dikkat çekiyor. Ya da Don Kişot biraz daha abartılı davrandığı için Sancho Panza’nın düzlüğü biraz daha ortaya çıkıyor. Oyun da böyle dengeleniyor aslında.


İki karakter arasında diyalektik bir bağlantıdan bahsedilebilir o halde. Sancho Panza için Don Kişot’un aklıselim tarafı denebilir.

O.G: Aynen. Belki ikisi de aynı kişidir.

G.K: Sancho Panza’nın yaşadığı durum da öyle her gün karşımıza çıkacak durumlardan değil. Bir kadını zorlayarak, istemediği bir maceranın içine sokmaları, sonra onun da bunu ister hâle gelmesi olayı çok görkemli kılıyor bence. Aslında iki tane deli var. Aslında iki tane akıllı var. Aslında iki tane üst zeka var. Don Kişot ve Sancho Panza’yı birbirinden ayrı düşünmek çok yerinde bir karar olmaz bence. Zaman zaman birbirlerinin açığını kapatıyorlar. Delilik oyununu çok güzel kurgulamış bir çift.

Az evvel Ozan Bey’in de söylediği gibi Sancho Panza’nın bir kadın olması, bir kadın tarafından canlandırılması yeni bir durum. Bir kadın olarak Sancho Panza’yı çalışmak zorlayıcı oldu mu?  

G.K: Sahne üstünde olmak ve bir şeye anlam katmanın kendi içinde zor bir süreci var. Ben oynayayım ya da oynamayayım, insanlık tarihinde kim oynarsa oynasın, yüzyıllar boyunca erkek olarak bilinen Sancho Panza’nın kadınlaşması gerçekten korkutucu. Ama dramatik olarak doğru bir temele, doğru bir rayın üstüne oturtursanız tren yolundan şaşmaz. Zorla yoldaş edildiği bir adama giderek hayran olması, belki de aşık olması ama yüz vermeyeceğini bildiği için onu kahramanı ilan etmesi… O kadar garip duygular var ki aslında Sancho Panza’nın içinde. Don Kişot aşık olduğu, hayalindeki kadın Dulcinea’yı anlatırken Sancho Panza kendi çirkinliğini de görüyor aslında. Aşkı için bir şeyleri feda etmiyor Sancho Panza, kendi aşkını feda ediyor. Yoldaş olmak için aşık olmaktan vazgeçiyor.

O.G: Benim çok sevdiğim bir şey vardır. Kadın erkek ilişkilerinin ötesinde bir yarenlik… Don Kişot ve Sancho Panza yarenler bence birbirlerine. Bu klasikleşmiş bir oyun olsa da biz bunu hem biraz hafif anlatıyoruz, hem de içinde bir aşk hikayesi var aynı zamanda. Katman katman olması, her gün yeni bir şeyler bulmak benim çok hoşuma gidiyor. Büyük, içi fokurdayan bir tencere gibi bu oyun.

Ben izlerken bu aşkı kız çocuklarının babalarına duydukları aşka benzettim. Bu her zaman imkansız ve idealleştirilen bir aşktır. İmkansızdır, çünkü babamız da annemize aşıktır.

G.K: O yüzden de aşık olmaktan vazgeçersin ve o da senin kahramanın olur.

Bir yandan da son dönemde Cervantes ve ‘Don Kişot’a karşı yükselen bir ilgi var. Terry Gilliam neredeyse yirmi yıla yayılan bir sürecin altından ‘Don Kişot’u Öldüren Adam’ filmini sonunda tamamladı örneğin. İtalya’da da bir ‘Don Kişot’ uyarlaması prömiyer yaptı geçtiğimiz günlerde. Siz bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

O.G: İtalya’daki oyunda Serra Yılmaz oynayacakmış Sancho Panza’yı, onlar da Sancho Panza’yı bir kadına oynatıyorlar. Dünyada bir ilke imza atıp sonra birilerinin bunu devam ettiriyor olması çok sevindirici, gurur verici bir şey.


‘Muhteşem Yüzyıl’la alakalı çekilen belgeselde Ozan Güven’le çalışmanın çok zor olduğunu, karşısındaki oyuncuları çok güldürdüğünü duymuştum. Bir de size sormuş olayım, her ikiniz için de, beraber çalışmak nasıl bir deneyimdi?

O.G: Yok, yalan. Hiç öyle bir şey yok. Ben işimi yaparken çok ciddiyimdir. Ben değil, asıl Günay işleri çığırından çıkarıyor. Ama çaktırmadan yapıyor bunu, sonra da suçu benim üstüme atıyor. Bunu da Diken okuyucularıyla paylaşmak isterim.

G.K: Siz inanıyor musunuz bu dediğine? Sakın! Mahvediyor beni, gerçekten. Yıllar evvel Şevket (Çoruh) ile iki kişilik bir Dario Fo oyunu oynarken sahne üzerinde ters bir durum oldu ve ben gülmeye başladım. Asla gülerken toparlayabilen bir oyuncu değilim, bundan da çok sıkıntı duyarım. Ben güldüğüm zaman bayağı kahkahalarla gülüyorum. Ozan beni çok zorluyor ve ben kendimi sahnede çok yalnız hissediyorum. Buradan Diken okuyucularına sesleniyorum ve bu konuda bir kampanya başlatmalarını rica ediyorum. (Gülüyor.)

O.G: Ben onları o eğlensin diye yapıyorum, kötü bir niyetim yok.

G.K: Oyunun içinde bana özel bazı ufak tefek espriler yapıyor, oyunu bozmadan. Seyircinin anlamayacağı şeyler ama ben anlıyorum. Benim “Sen ne yaparsan yap, ben gülmem,” gibi bir iddiam yok. Hiçbir şey yapmasan da ben gülerim zaten.

O.G: Günay’ın çalışması çok ama çok keyifli bir partner olduğunu söyleyebilirim ama.

G.K: Bugün benim sesim kısık mesela, akşam oyunda benim repliklerimin çoğunu Ozan söyleyecek. Partnerlik bunu gerektirir. Nazlı Tosunoğlu’yla birinci perdenin başında ikili bir sahnemiz var mesela…

O.G: Onu da muhtemelen ben oynayacağım. (Gülüşmeler)

O zaman bayağı iyi bir ikili olduğunuzu söyleyebiliriz. Gelecekte bu ikiliyi başka projelerde de görür müyüz?

O.G: Elbette. Burada koca bir sahne duruyor, biz de bu işi yapmak için yanıp kavrulan insanlarız. ‘Don Kişot’ biter, başka bir şey başlar. Bir temenni değil bu, birbirimizi hoş tutmak için söylediğimiz bir şey değil. Yeni bir oyun da arıyoruz hatta.

Son bir soruyla toparlayalım o halde. Don Kişot için soylu bir hayalci, Sancho Panza içinse avam bir aklıselim olarak görülür genelde. Sizler kişisel olarak hangi tarafta görüyorsunuz kendinizi?

O.G: Avam birer aklıselimiz biz. (Gülüyor.) Ben mahallede maç yaparak, terli terli su içerek, sepetten sarkıtılan ekmeklerle büyüdüm.

G.K: Her ikisi de keskin kavramlar. Don Kişot’un bir cümlesi var oyunda: “Ben delilikte direndiğim için bilge oldum” diyor. Hayalperestlikte direndiği için belki aklıselim oldu o. Don Kişot ve Sancho Panza’yı tek bir insan olarak da düşünmek gerekiyor. Bu dünyada hepimiz birbirimizi tamamlıyoruz aslında. Şu koca evrende tek başınıza yaşadığınızı düşünsenize, “Merhaba” diyeceğiniz bir insanın dahi olmadığını… Sizin hangi özelliğiniz işe yarar? Bunları gösteremediğiniz sürece yardımsever olmanız, şefkatli olmanız, çok iyi yemek yapmanız ne işe yarar? Dolayısıyla delilik, aklıselimlik, coşku, melankoli, hepsi biriyle etkileşime girdiğinde bir anlam kazanıyor. Don Kişot tek başına bir hayalperest olsa, onu kimse görmese Don Kişot’un hayalperestliği ne işe yarar?

O.G: Belki bu yüzden, Cervantes de bu romanı yazarken ikinci bir karaktere ihtiyaç duymuş. Bence ikisi de kendisi zaten. Somut olarak başka bir ben daha yaratıp gerçekliği oradan anlatmak çok zekice bir çözüm. İyi ki biz de yüzlerce yıl sonra bu hikayeyi sahnede oynuyoruz. Muhtemelen yüzyıllar sonra da tiyatro hâlâ var olacak ve bu hikaye de oynanmaya devam edecek.