SEZİN TEKİN ÖZSAKINÇ*
Yılmaz Özdil, Sözcü gazetesinin 4 Haziran 2015 tarihli baskısında HDP’nin yükselişiyle ilgili çokça okunan, paylaşılan bir yazı kaleme aldı.
Her zaman olduğu gibi durakta otobüs beklerken yazılmışçasına kolay okunan bu ‘derinlikli’ yazısında Selahattin Demirtaş’ın ‘liboş kanallarca cilalandığını’ iddia eden Özdil, sözlerini HDP’ye oy vermeyi düşünen seçmenlere hitaben şu ‘veciz’ ifadelerle bitiriyordu: “Siz siz olun.. Kalaşnikofa şarjör olmayın”.
Yılmaz… Özdil… Kalaşnikof… Şarjör… Bu sözcükleri okuyunca ister istemez dönüp Sayın Özdil’in yakın ve uzak geçmişte hangi toplumsal olaylarda ne gibi ‘barış, sevgi ve kardeşlik’ dolu mesajlar verdiğini hatırlamak ve hatırlatmak geliyor insanın içinden. Öyle ya, hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.
Bir Yılmaz Özdil klasiğiyle başlayalım. Yıl 2000. Galatasaray, İngiltere’nin Leeds United takımıyla İstanbul’da karşılaşacak. Maç öncesinde Taksim Meydanı’nda çıkan arbedede iki İngiliz taraftar öldürülüyor.
Star gazetesi, 7 Nisan 2000 tarihli baskısının manşetini, daha sonra Yılmaz Özdil’in kaleminden çıktığını öğreneceğimiz şu cümlelerle atıyor: “Holiganların sokakta da, sahada da ağzını burnunu kırdık… Biz Türkler, Avrupalı rakiplerimizi çiçeklerle karşılar, alkışlarla uğurlarız… Ama sizi, suratınıza TÜKÜREREK gönderiyoruz! Two…Two… İngiltere’ye kadar yolunuz var.”
Yılmaz Özdil aynı gazetede yazdığı köşesini de aşağıdaki ‘barış dolu’ ifadelerle süslüyor: “Leedsli holiganlara Taksim’de kafasına vura vura toprağı öptürdüler… Leedsli futbolculara Ali Sami Yen’in çimlerinde cenaze namazı kıldırdılar. Hem de two rekat.” (Star, 7 Nisan 2000)
21 Ocak 2007. Gazeteci Hrant Dink’in AGOS’un önünde katledilmesinden iki gün sonra..
Bu kez Sabah gazetesinde köşe yazarı olan Özdil, Hrant’ın öldürülmesinden ‘millet’in sorumlu olmadığını, milliyetçiliğin tırmanmasının sebebinin ‘ağzından çıkanı kulağı duymayan gazeteciler’ olduğunu son derece ‘kardeşçe bir dille’ öne sürüyor: “…Eğer bu ülkede “milliyetçilik” tırmanıyorsa… Bu tırmanıştaki en büyük tahrik, “ağzından çıkanı kulağı duymayan” veya “dışarıya şirin görünmek için kasıtlı yorumlar yapan” gazetecilere ait…” (Sabah, 21 Ocak 2007)
12 Nisan 2010’da, bütün selefleri gibi AYM tarafından kapatılmış olan (eski) DTP’nin (eski) başkanı Ahmet Türk, Samsun’da yumruklu saldırıya uğruyor.
Olaydan iki gün sonra Özdil, ’empati yüklü’ bir yazı döktürüyor: “… Yumruğunu “adaletin tokmağı” yerine koyup, Ahmet Türk’ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu… Çünkü, teröristi meşru hale getiren “açılım” saçmalığı, sadece bir tarafta değil, öbür tarafta da “eşkıyayı kahraman” yapmaya başladı…” (Hürriyet, 14 Nisan 2010).
Bu kez 2011 yılının başlarına gidiyoruz. 28 Ocak 2011’de Kıbrıs’ta düzenlenen bir mitingde Türkiye aleyhine sloganlar atan ve pankart açan kişilerin bulunduğu medyaya yansıyor.
Bu kez Özdil’in ‘sevgi ve kardeşlik dolu’ mesajlarından Türkiye’nin vesayetinden bunalmış Kıbrıslılar nasibini alıyor: “Bugün, oralarda, utanmadan, Türkiye defolsun gitsin diye “hastir” pankartı açan Rum dalkavuğu lavuk!..” (Hürriyet, 11 Şubat 2011)
Şimdi isterseniz 2011 yılının sonuna, hesabı hala sorulmamış Roboski katliamının yaşandığı 28 Aralık’a gidelim. Devletin yağdırdığı bombalarla 34 Kürt yurttaşı can vermiş…
Hürriyet gazetesinde yer alan köşesinde aşağıdaki ‘insancıl mesajlar’a yer vermekten kendini alamıyor Sayın Özdil: “.. Entel barların romantik tayfası “50 liracık için canını tehlikeye atmak zorunda kalan masum köylü” filan diyor ama… Haftada iki sefer yaptığında, ayda 15 bin lira kazanıyor o masum! Aslına bakarsanız, bizim entel’lerle katır’ların ortak özelliği var. İkisi de viski içiyor. Evet, viski içiriyorlar katır’lara… Sebebini herhalde veteriner hekimler daha iyi açıklar ama, enerji patlaması yapıyor. Yük kapasitesi, sürati artıyor. Nasıl olsa, viski de kaçak, sudan ucuz…” (Hürriyet, 6 Ocak 2012)
Liste uzayıp gidiyor..
Sayın Özdil’in tutarlılığını takdir etmemek mümkün değil… Tablo ortada..
Yıllardır yazdığı nefret kusan yazılarla bırakın kalaşnikofa şarjör olmayı bizzat kalaşnikofun kendisi olmuş Yılmaz Özdil mi bana barıştan bahsedecek?!
Şarjörünü bazen Hrant’ın bazen Kürtlerin, bazen İngiliz taraftarların ölmüş bedenlerinin bazense Türkiye’nin besleme muamelesi yapmasından yılmış Kıbrıslı Türklerin üzerine boşaltmakta beis görmeyen Yılmaz Özdil mi bana, Biz’lere kardeşlik dersi verecek?!
Savaşa değil barışa, çatışmaya değil siyasete, silaha değil söze, diyaloğa fırsat verilmesi için çırpınan milyonlarca insana, “Aman ha.. şarjör olmayın” diyerek ahkam kesmek, katıksız şiddeti ‘adaletin tokmağı’ olarak yücelten Özdil’e mi kalmış?!
Üstelik de şimdiye dek T.C tarafından kapatılmış 10 Kürt partisinin mezarlarının başında, yüzde 10 barajının gölgesinde püfür püfür ırkçılığını tellendirirken mi yapacak bunu?
Hiç heveslenmeyin Sayın Özdil..
Kulakları sağır eden savaş çığırtkanlığınıza,
Terörden beslenen milliyetçi naralarınıza,
Sığlıkta sınır tanımayan kan edebiyatınıza rağmen..
İnadına o barajı yıkacağız!
İnadına söyleyeceğiz barış türkülerini,
İnadına tutacağız Kürt kardeşimizden uzanan o dost elini,
İnadına olacağız o kalaşnikofun ucunda sallanan çiçek,
İnadına susturacağız ‘ille de savaş’ diyen o çatallı dilini..
*Çevirmen, Bilgi Üniversitesi, Siyaset Bilimi Doktora