Ermenileri hatırlayın ve Kürtleri destekleyip Ezidileri koruyun
E

Frederike Geerdink
Frederike Geerdink
Hollandalı gazeteci. 25 yıldır meslekte. 15 yıl Hollanda’da çalıştıktan sonra 2006’da Türkiye’ye yerleşti. Özellikle Kürt sorunu, insan hakları, azınlıklar ve kadın meseleleri üzerine yazıyor. Ağustos 2012’den bu yana Diyarbakır’da yaşıyor. www.kurdismatters.com ve www.journalistinturkey.com adlı blogları var. Başta Hollanda ulusal haber ajansı olmak üzere birçok mecraya haber ve yazı yazıyor. Uludere katliamını irdelediği kitabı ‘De jongens zijn dood’ adıyla Hollanda’da yayınlandı. Not: Kendisi ayrıca Amberin Zaman’ı ‘utandıran’ gazetecidir.

 


FrederikeFREDERIKE GEERDINK

f.geerdink@gmail.com

Geçtiğimiz hafta sonu IŞİD Irak Kürdistanı’ndaki Ezidi kasabalarını ele geçirmeye giriştiği sırada, Dersim ve Erzincan civarlarındaydım. Arshalus Mardiganian’ın davasını takip ediyordum.

Arshalus 1915’te Tchemesh-Gedzak’taki ailesi ve diğer Ermenilerle birlikte evlerini karga tulumba terk etmek zorunda bırakıldığında 14 yaşındaydı. Ölüme yürüyorlardı.

Arshalus’dan Aurora’ya

Tchemesh-Gedzak, bugünkü Çemişgezek’in Arshalus’un Ermeni soykırımından kısa bir süre sonra Amerika’ya ulaştığında yazdığı kitabında geçen ismi.

Kitabı kendi yazmadı tabii ki Arshalus; daha 17 yaşındaydı ve  bir kelime bile İngilizce bilmiyordu. Yaşadıklarını bir gazeteciye aktardı,  o da Arshalus adına yazdı kitabı. İsmini de Aurora olarak değiştirdi Arshalus.

Ravished-Armenia-The-Story-of-Aurora-Martiganian‘Ravished Armenia’ (Gaspedilmiş Ermenistan) isimli kitap ve daha sonra kitaptan uyarlanan film sayesinde binlerce dolar toplandı ve bu para Ermeni soykırımından kaçanların Amerika’ya ulaşması için kullanıldı. Kitabın 1918 senesinde basılmış versiyonunu bu linkten okuyabilirsiniz.

Bu hikayeyle ilgilenmemin sebebi Hollanda’da yakında basılması planlanan bir kitaba Arshalus hakkında bir bölüm yazıyor olmam.

Türk-Kürt işbirliği!

Arshalus ve Tchemesh-Gedzak’lı Ermeniler için tehcir yolunun ilk ayağı batıya doğru, Arapgir istikametindeydi.

Osmanlı (Türk) askerleri ve Kürt milislerinin gerçekleştirdiği mezalim, ‘Gaspedilmiş Ermenistan’da içine hiç duygu katılmadan yalın bir biçimde yazılmış. Tecavüze uğrayan, kesilip biçilen kadınlar, süngüden geçirilen bebekler, satılmak üzere kaçırılan kız çocukları, uçurumlardan aşağıya atılan kadınlar, çocuklar ve katledilen adamlar…

Çemişgezek’te geçmişin izleri

Çemişgezek’te kitapta bahsedilen yerleri arayarak gezindim. Hapishaneyi buldum; kitaba göre eskiden manastırmış burası, bazılarına göreyse medrese. Kasabanın meydanında toplandıktan sonra Ermeni erkekleri buraya getirilmiş. Başı kesilen Rahip Rouphen dahil çoğu burada öldürülmüş. Kalanlar da Murat Nehri’ne doğru sürülüp orada katledilmiş.

prison

Bugün bu bina kullanılıyor ama camlarından bazıları kırık olduğu için kısmen boş gibi gözüküyor. Orada oturan bir kadına eskiden buranın sahiden de hapishane olup olmadığını sordum. “Evet öyleymiş. Ama hakkında bir şey bilmiyorum. Şimdi sadece evler var burada. Normal evler” dedi. Ben de ona binanın geçmişinde olup biteni anlatmadım elbette.

Kitabından anladığım kadarıyla Arshalus ailesiyle oturduğu evden kasaba meydanını görebiliyormuş. Meydanın etrafındaki eski evlerin hepsine göz attım. Eski olduğu kadar yeni binalar da var… Arshalus burada mı yaşıyordu? Yoksa öteki evde mi? Ya da şunda mı?

Ermenilerin toplandıkları meydanın ortasında şimdi bir Atatürk heykeli duruyor. Bunu biraz tüyler ürpertici buldum. Atatürk soykırımdan hemen sonra ülkeyi bağımsızlığına kavuşturdu ve kurduğu rejim geriye kalan Ermenileri daha da marjinalize etti.

Kasabada eski Ermeni evlerinden geriye kalan bir şeyler var mı diye sordum. Birçok kişi bana geride bir şey kalmadığını, yaklaşık bir asır önce boşaltılmış ve yerle bir edilmiş civar köylere bakmam gerektiğini söyledi.

“Bir kilise kalıntısı bile yok mu?” diye sordum. Hayır, yok. Ama kasabanın sokaklarında gezinirken bir kadın bana yakınlarda bir kilise kalıntısını bulunduğunu söyledi. Derken tesadüfen Kaan Gökalp adında bir tarihçiyle tanıştım ve o bana kiliseyi gösterdi.

church

Ana caddenin üzerinde çıkmasın mı! Meydana çok yakın bir noktadaydı. Ön duvarı ve girişi halen kısmen de olsa ayakta duruyordu. “Neden kimse bunun eski bir Ermeni kilisesi olduğunu bilmiyor?” diye sordum. “Burada kimse geçmişi merak etmiyor” dedi Kaan. Kilisenin yanındaki eski taş evlerden birinde de bir zamanlar Rahip Rouphen’in yaşadığını öğrendim.

Elazığ, Dersim ve Erzincan’ın sınırlarındaki koca baraj gölü 1915’te orada yoktu elbette. O yüzden Arshalus’un takip ettiği yolu bulmam imkansızdı. Çemişgezek’ten yola çıkıp  Başpınar ve Dutluca’dan geçerek Arapgir’e ulaştım. Sarp ve rengarenk dağlar, yemyeşil vadiler, minik kanyonlar ve uçurumlarla nefes kesen harika bir güzergah.

Bir zamanlar insanların korku ve panikle kendilerini attıkları uçurumların aşağısında akan nehir, o günlerde kan kırmızısı akıyordu. Ne zaman toprak bir yol görsem, Arshalus’un ailesi ve kader arkadaşı diğer Ermenilerle arşınladığı yolları hayal ettim. Ölen çocuklar ve artık yürüyemez haldeki yaşlıların geride bırakıldığı yollar…

view

Türkiye mi Kürdistan mı?

‘Gaspedilmiş Ermenistan’ diye düşündüm. Artık buradaki Ermeniler yok; buralara Ermenistan demek imkansız. Şimdi burası Türkiye, Türklerin toprakları. Kimileri ise Kürdistan demek istiyor. Buradakiler “Biz Kürt değiliz. Zaza’yız” diyorlar. Ya da kendilerini Alevi, Alevi Kürdü ya da Zaza Kürdü olarak tanımlıyorlar. Seç seç beğen. Ermenilerden geriye bir avuç insan kalmış. Onlar da Müslüman olmaya zorlandıkları için şimdi çoğu Sunni, bir kısmı da Alevi.

Çemişgezek’te tanıştığım tarihçinin arkadaşı Serhan (gerçek ismi değil) beni Ermeni mezarlığına götürdü. Eskiden Ermenilerin yaşadığı bir mahallenin hemen yanındaydı; artık oradaki evlerin tümü yok olmuştu. Eğer ağaçların ve çalıların aralarına iyice bakarsanız, evlerin kalıntılarını görme şansınız var.

Mezar taşlarından yapılan evler

Bodur ağaçların olduğu bir alana geldik. “Mezarlık” dedi Serhan. Etrafıma bakındım ama mezartaşlarını göremedim. “Taşlar kasaba halkı tarafından söküldü” diye açıkladı. “Onlarla evlerini yaptılar, kullanıma hazır taş…”

formerchurch

Sonra eskiden mezarlığın kilisesinin durduğu alana doğru daha yükseğe tırmandık. “Bak” dedi Serhan toprağa dikilmiş bir dizi beyaz taşı işaret ederek, “Bunlar eskiden kilisenin dış duvarının kalıntıları. 10 sene önce daha fazla kalıntı vardı ama insanlar buradaki taşları da aldılar tıpkı mezartaşlarını aldıkları gibi.”

“Kimse bunu önlemeye çalışmadı mı?” diye sordum. “Hayır, hiç kimse” dedi.

“Ama niye? Peki sen niye bu kadar ilgilisin bu konuyla?” diye sordum. Serhan şöyle yanıtladı: “Ben Ermenileri seviyorum. Onlar bizimle Dersimli Alevi Kürtlerle aynı kaderi paylaşıyorlar. Onlar 1915’te, bizler 1938’de katledilmişiz. Ben insanlığa inanırım. Ama buradaki kasabalarda yaşayan Sunni Türkler tek bir bayrak ve tek bir millete inanıyor.”

100 yıl önce kendi milis güçleriyle buradaki Ermenileri soykırıma uğratan güçlerden birini oluşturan Kürtler, şimdi Irak’ta Ezidileri IŞİD’den korumaya çalışıyor. O IŞİD ki bir zamanlar Ermenilere yapılan barbarlığın aynısını yapıyor. IŞİD kendince ‘kafirleri’ yeryüzünden silmeye çalışıyor; tıpkı Osmanlı güçlerinin bir asır önce yaptığı gibi.

(Fotoğraf: Reuters)
(Fotoğraf: Reuters)

 

Ezidi köyleri için IŞİD ile Kürt güçleri ve onlara hava desteği sağlayan Irak ordusu arasındaki savaş sürüyor ve sonucu belirsiz (Ezidiler Kürtçe konuşuyor, dinleri ise İslam öncesi Zerdüştlüğe dayanıyor).

Tabii ki bu saldırıların neticesinde Ezidi nüfusu azalacak – tarihte bir ilk olmayacak bu. Kutsal mekanları şu anda savaşın yaşandığı yerin doğusunda Laleş’de.

Eğer Ezidilerin tamamı yok edilirse ya da Ermeniler gibi evlerini, köylerini terk etmek zorunda bırakılırlarsa, ibadethanelerine ne olacak? 100 sene sonra onlardan geriye ne kalacak? Yerel halk geriye kalan taşları kendilerine ev inşa etmek için mi kullanacak? Bir zamanlar oralarda yaşamış insanların hakkında bir bilgileri olacak mı?

Ulus devlet yoksa azınlık da yoktur

Her geçen gün ulus devletlerinin neden özenilecek bir şey olmadığı daha iyi anlıyorum. Türkiye bir ulus devleti ama bunu zor kullanarak yapmış. Oysa burası çokkültürlü bir coğrafya. Türkiye, Ermenistan, Yunanistan, Kürdistan ve daha fazlası iç içe…

Ulus devlet yoksa azınlık da yoktur. Sadece haklara sahip insanlar vardır. Tabii eğer devletinizi doğru organize ederseniz.

Kürtler bu coğrafyada bu tür bir demokrasiyi başarmaya çalışan tek topluluk. Onlara destek verin. Ve lütfen Ezidileri koruyun.