CAN BURSALI
acanbursali@gmail.com / @CanBursali
CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, AKP ile bir koalisyonu ‘en istemediği ihtimal’ olarak nitelerken Deniz Baykal’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ziyareti için, “Ben olsam kafamı kesseler gitmezdim” dedi.
Koalisyon görüşmelerinin ilk turu bugün başlıyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ilk randevusu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla.
Bu kritik görüşme öncesinde Cihaner, Diken’in soruların yanıtladı.
Sizin öngörünüz nedir koalisyon görüşmeleri için?
Bugüne kadar yapılan tüm görüşmeleri, konuşmaları önemsememek lazım. Çünkü hemen hemen her partide birbiriyle çelişen açıklamalar oldu, bu belki de siyasette daha önce söylenenin kısa bir müddet sonra revize edilmesinin makul karşılanabileceği nadir anlardan birisi. Belki kendi parti içi dengelerine yönelik mesajlar verilmesi amacıyla da birtakım şeyler söylenebilir. Bunlar, makul öngörülebilir şeylerdir, kabul edilebilir şeylerdir. Onun için asıl süreç bence bugünden itibaren başlayacak.
Bugüne kadar yapılan açıklamaların bir kısmı pazarlıkta güçlü olmak içindi de diyebiliriz yani?
Aslında demek istediğim o. Çünkü nihayetinde koalisyon tırnak içerisinde söylüyorum bir pazarlık sürecidir. Birilerinin bir şeye ihtiyacı vardır, öbürleri de o ihtiyaç olan şeyi, kendisi için en maksimum faydayı sağlayacak şekilde vermeye çalışır.
‘AKP iktidara mahkum’
AKP-CHP koalisyonu olabilir mi sizce?
AKP’nin iktidara, bir dönem kendilerinden birsinin de dediği gibi, mahkum ve mecbur olduğunu düşünüyorum. AKP henüz bir parti zihniyetini taşımıyor. Değişik dengelerin, hele hele değişik bileşenlerin oluşturduğu çok yapılı bir koalisyon ve hareket, zaman zaman çete. Çünkü çok ciddi bir şekilde bir suç olduğunu kendilerinin de bildiği, itiraf ettiği bir yapıyı devam ettiriyorlar, özellikle bu rant bölüşümü üzerinde. Bu anlamda kurumsal olarak, bir de Tayyip Erdoğan faktörünü eklediğimiz zaman, kararların, partinin formel mekanizmalarından ziyade başka bir yerlerde alınıp daha sonra istişare adı altında partiye tebliğ edildiği bir yapı.
Dolayısıyla AKP şu 7 Haziran sonrasındaki kısa sürede bile gördü ki, özellikle belki de o çelik çekirdeğin en susacak iki adamının; Melih Gökçek ile Bülent Arınç’ın birbirine girmesinden de gördük ki, iktidardan uzaklaştığı anda birkaç ay bile devam etmesi çok güç görünüyor.
AKP’nin iktidarda kalmak için ya da iktidarın büyük bir bileşeni olmak için elinden gelen her şeyi yapacağını düşünüyorum ben. Çünkü seçimler yenilenirse, yani hükümet kurulmadan seçimler yenilenirse oluşacak hükümet, Anayasa’ya göre parlamentodaki partilerin belli oranlarda katkılarıyla oluşacak ve gücün dağıldığı bir hükümet olacak. O hükümetin hükmetme kabiliyetinden daha çok, şu anda AKP’nin farkında olan üç partinin parlamentoda bir araya gelebileceği birtakım olaylar, AKP’nin göze alabileceği bir takım durumlar, AKPnin göze alabileceği şeyler değil.
‘MHP radikal davranarak Meclis başkanlığı seçimdeki hasarı tamir edecek’
Ama üç parti Meclis başkanlığı seçimlerinde bile bir araya gelemedi…
Belki anlaşılmaz gelebilir ama erken seçim olması durumunda en radikal şeyi MHP yapacaktır, AKP’nin Meclis başkanı adayını desteklemiş olmasına rağmen. Çünkü Meclis başkanlığı döneminde oluşan hasarı bir şekilde tamir etmek istiyor. AKP de, bir hükümet kurmak için bütün olanaklarını kullanacaktır. Şu anki konjonktürün ve rasyonel bakış açısının ülkeyi hükümetsiz bırakacağını düşünmüyorum. En istemediğim ihtimal de CHP-AKP koalisyonu.
CHP örgütleri nasıl bakıyor AKP ile koalisyona?
Örgütlerden aldığımız geri dönüş karşı çıkma noktasındaydı. Ama örgütlerde de karar mekanizmaları vardır. Hem tabanın yukarıyı belirlemesi vardır hem de yukarının tabana devrettiği, yetkiler verdiği kararlar olur. Genel başkan ile taban arasında çok büyük bir makas olacağını düşünmüyorum. Ama tabii süreç de çok dinamik bir süreç. Yani, birdenbire de değişebilir. Ama ben baştan beri görüşülmesini de çok doğru bulmuyorum.
14 ilke belirlendi görüşmeler öncesinde. Hiçbir şekilde taviz verilmeyecek mi bu 14 ilkede?
14 ilkenin çoğu aslında, içeriği, alt başlıkları, koalisyon görüşmelerinde altı doldurulacak şeyler. İşte, yolsuzlukla mücadele deniliyor mesela, bu yolsuzlukla mücadele detaylarının orada yazılması mümkün değil, ama koalisyon protokolüne yazılabilir. Bu anlamda, zaten bütün partilerin kabul etmesi gereken bir ortak ilkedir.
’17-25 Aralık’ın pazarlık unsuruna dönüşmesi doğru değil’
Örneğin 17-25 Aralık soruşturmalarında nasıl bir uzlaşı sağlanır sizce?
17-25’in, koalisyonun, tırnak içerisinde söylüyorum, bir pazarlık unsuruna dönüşmesi doğru değil.
Neden?
17 Aralık’ı yargıla ve bunun karşılığında bana bir bakanlık ver ya da 17 Aralık’ı yargılama, bana karşılığında iki bakanlık ver gibi bir şey olabilir mi? Ama nedir, zaten parlamentoda verilmiş, verilebilecek önergeler vardır, verirsin bir önerge, parlamento da bir soruşturma komisyonu kurar, soruşturma komisyonu da Yüce Divan’ı işaret ederse orada yargılama olur. Buna da parlamentodaki üç partinin hiçbiri hayır diyemez. Ama yargılandıklarında, bir mahkumiyet çıkacak gibi bir iyimserliğim yok çünkü Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonu ortada.
Sadece TÜRGEV ile ilgili etkin bir soruşturma bile 17-25 Aralık’tan kat be kat önemlidir Türkiye için. Ya da TOKİ için etkin bir soruşturma , 17-25 Aralık’ı kat be kat aşacaktır.
‘CHP-HDP pekala bir araya gelebilir’
Koalisyon görüşmelerinden sonuç çıkmaz da bir erken seçim olursa, CHP, HDP ve sosyalistlerin bir araya gelmesi mümkün mü sizce?
Siyasette bir + bir her zaman iki etmiyor. Ben tabii temkinli oluyorum, çünkü Birleşik Haziran Hareketi’nde de solun bütün renkleri bir araya gelmedi. Halkevleri gibi gruplar dışarıda kaldı. Bazı yapılar da gözlemci olmayı tercih etti. Ama dünyada yeni bir konjonktür var. SYRIZA gibi Podemos gibi. Benzer toplumsal dinamiklerin işlediği yerlerde bunlar başarıldı. Türkiye’de de pekala bir araya gelişler olabilir.
Podemos içinde, SYRIZA içinde ‘sistem içinde sol görünümlü bir yama’ eleştirileri yapılıyor. Olası bir CHP-HDP işbirliği için aynı eleştirilerle karşılaşma durumunda ne yaparsınız?
Sol bir programla, sol bir hattan yol alınacaksa böyle bir birlikteliğin anlamı olur. Yoksa, tam da ciddi bir şekilde yıkılmak üzere olan bu yağma düzeninin tamirine yol açacak bir yapı ortaya çıkacaksa, çok da hayırlı görmem ülke için. Bu anlamda Podemos ve SYRIZA’ya soldan gelen eleştirileri anlamlı buluyorum.
Mesela SYRIZA’nın ‘Hayır’ kampanyasında başarıya ulaşmasının, mevcut hegemonyanın kırılması ve karşı hegemonya kurma açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak referandumda oylanan maddelere göre daha ağır şartlar içeren bir pakete sonrasında ‘Evet’ demeleri de, Yunanistan Komünist Partisi’ni (KKE) haklı çıkardı.
‘Meydan okuyorum: Gökçek’i de İlgezdi’yi inceleyelim’
Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve CHP’den milletvekili seçilen Gamze İlgezdi hakkında birkaç gündür çeşitli iddialar dolaşıyor, özellikle hükümet yanlısı basında. Buna dair yorumunuz nedir? Parti içinde rahatsızlık yarattığı söyleniyor…
Bir defa bu iddiaları ortaya atan gazeteleri bir paçavra olarak gördüğümü söylemeliyim. Çünkü aynı gazeteler, Uygur Türkleri ile Gezi’yi birbirine bağlamıştı. Bundan bir süre önce, Umut Oran’ın Başbakan’ın kızına suikast düzenleteceğini yazmışlardı. Böyle ipe sapa gelmez, kendi içlerinde bile eleştirilere yol açan haberler yapan gazeteleri ben referans almam.
Ama iddialar, adli yargının alanına giren iddialar. Bir tane savcı çıkar soruşturma açar. Ya da müfettişler var, gönderir denetlersiniz. Mal varlığı soruşturması çok basit bir soruşturma. Gereğini yaparsınız. Böyle karından konuşmaya hiç gerek yok.
Biz birinin yolsuzluğunu eleştirirken, kendi içimizden böyle bir şey çıkarsa eleştirmekten geri duracak halimiz yok. Gereğini yaparız. Kimsenin kuşkusu olmasın, bu iddiaların hesabını parti soracaktır. Başlamazsa da bir şekilde başlatılır!
Bizzat ben hesabını soracağım diyorsunuz yani…
Tabii ki de. Partideki arkadaşlarım da gereğini yapacaktır. Kimse merak etmesin. Bizim partimizde konumu ne olursa olsun bir arkadaşımız hakkında, en ufak bir şaibeye yer olmaması gerekir. Çünkü beyazda leke daha çabuk görülür. AKP için önemli olmayabilir, bazı siyasi gelenekler için önemli olmayabilir. Ama sol, sosyal demokrat, sosyalist bir gelenekte böyle iddialar çok daha yıpratıcıdır. Bunun için arkadaşlarımızın çok çok daha dikkatli olması lazım.
Ayrıca yargı ellerinde, müfettişler ellerinde. Gönderin kardeşim. Göndermeyip izin veren de alçaktır. Bir günde çözülebilecek bir şeydir bu. Tüm belediyelere gönderilsin hatta müfettişler. Türkiye içinde bir fırsat olsun bu. Araştırın herkesi. Battal İlgezdi’yi de araştırın, Melih Gökçek’i de araştırın. Bu da bir meydan okumadır…
‘Deniz bey öngörmeliydi’
Baykal’ın Erdoğan’la görüşmesi çok tartışıldı. Siz nasıl bakıyorsunuz o görüşmeye?
Deniz bey, orada ne konuşulup ne konuşulmadığını açıkladı. Bir insan açıklamasını yaptıktan sonra üzerine laf söylemek doğru değil. Ama bu tarz bir ziyaretin, ağır eleştirilere yol açabileceğinin Deniz bey tarafından öngörülmesi lazımdı. Örneğin Meclis başkanlığı seçimlerinde MHP’nin bahanelerinden biri bu oldu. Ben olsaydım, kafamı kesseler o görüşmeye gitmezdim.
‘Meclis tablosu AKP-MHP, CHP-HDP olarak şekillenir’
MHP demişken, Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamaları vardı…
Halaçoğlu’nun dediği doğru aslında. Doğrudan doğruya CHP dinsiz bir parti demedi ama AKP propagandasından çekindiğini dillendiriyor olması bilinçaltının yansıması bence. Ben Halaçoğlu’nun öyle düşündüğünü zannetmiyorum ancak, Meclis başkanlığı seçimlerinde aldıkları sorunlu karara bahane olarak sundular. Ayrıca, Halaçoğlu’nun bu açıklamasını önümüzdeki dönem siyasi kutuplaşma açısından çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum.
Bir erken seçim olmazsa ve Meclis dört yıl görev yaparsa, iki sağ iki sol partinin çatıştığı bir görüntü mü bizi bekliyor?
Sağ ve sol kavramlarına bir rezerv koymalıyım öncelikle. Kabaca yüzde 60’a yüzde 40’lık bir blok oluştuğu söylendi ama ben buna katılmıyorum. Tablonun, CHP-HDP ve AKP-MHP’den oluşacağını düşünüyorum. İki sol parti meselesine de dönecek olursak, özellikle HDP, HDK çatısı altındaki bileşenlerle ve çok renkli adaylarla ortaya çıktı. Bu adayların bir ideolojik hatla bir araya gelip gelmediklerine dair çok done yok elimizde. HDP’nin Öcalan ve Kandil etkileşiminin nasıl evrileceğini kestirmek zor. CHP çok daha sıkıntılı dönemlerde parti bütünlüğünü sürdürdü ama HDP’de ne olur bilemiyorum.